Ekonominin sıkışan çemberinde güven krizi!...

Türkiye ekonomisinin uzun süredir en temel kronik baş ağrısı olan yüksek enflasyon, hayatımızın her alanını şekillendirmeyi sürdürüyor. Enflasyonu düşürmek amacıyla devreye sokulan yüksek faizler ve mali sıkılaşma adımları, teorik olarak fiyat artışlarını frenlemeyi amaçlasa da, pratikte reel sektörden hane halkına kadar geniş bir kesimde ağır bir tahribat yaratıyor.

Madalyonun bir yüzünde enflasyonla mücadele kararlılığı dururken, diğer yüzünde bu mücadelenin ürettiği ağır fatura yer alıyor.

​Bugün geniş halk kesimleri için en acil mesele, gelirlerin enflasyonun gerisinde kalmasıdır. Ücret artışları hayat pahalılığının hızına yetişemezken, özellikle sabit gelirlilerin ve emeklilerin satın alma gücü her geçen gün eriyor. Alım gücünün erimesi demek iç talepteki yavaşlama demektir.

Öte yandan, uygulanan yüksek faiz politikaları sadece tüketimi frenlemekle kalmıyor; bireylerin ve KOBİ'lerin finansman erişimini neredeyse imkânsız hale getiriyor.

Kredi maliyetlerinin tırmanması, otomotivden konuta, perakendeden dayanıklı tüketim mallarına kadar iç talebin yavaşlamasına ve hatta bazı sektörlerde durma noktasına gelmesine yol açıyor. Çarklar yavaşlıyor, piyasadaki canlılık yerini derin bir durgunluk endişesine bırakıyor.

​Ancak tablonun en acı ve sarsıcı boyutu yalnızca günlük geçim sıkıntısıyla sınırlı kalmadı. Son dönemde yaşanan ve "fon krizi" olarak adlandırılan çalkantılar, hane halkının yalnızca gelirlerini değil, yılların emeğiyle oluşturduğu son sığınak niteliğindeki birikimlerini de hedef aldı.

Hayat pahalılığı karşısında ezilen, konut veya taşıt sahibi olma hayallerini ertelemek zorunda kalan ya da mevcut varlıklarını değerlendirmek isteyen birçok hane halkı, birikimlerini fonlara yönlendirmişti. Ancak yaşanan ani kriz ve kayıplar, bu masum yatırım hamlesini büyük bir hüsrana dönüştürdü. Tasarruflarını eriten, hatta anaparasını kaybeden vatandaşların yaşadığı travma, meselenin ekonomik boyutunun ötesinde derin bir toplumsal yaraya dönüşmüş durumda.
​Yeniden inşası en zor değer finansal güven. Bugün gelinen nokta finansal bir travmaya evrildi. Birikimlerini kaybedenlerin endişeli beklentileri nerede son bulacak elbette göreceğiz.

​Ekonomi denilen büyük mekanizma, rakamlar ve formüllerden ibaret değildir; özünde güven esasına dayanır. Yaşanan bu son kriz, yalnızca doğrudan zarar gören yatırımcıların cüzdanını boşaltmadı; aynı zamanda finansal sistemin bütününe duyulan inancı ve güveni de ciddi şekilde sarstı.

Vatandaşın bankaya, finansal enstrümanlara ve geleceğe olan güveni zedelendiğinde; tasarruf eğilimleri yok olur, bireyler ekonomiden tamamen kabuğuna çekilir. Tasarruf etme refleksi kaybolan bir toplumda ise ne sürdürülebilir bir büyümeden ne de kalıcı bir ekonomik istikrardan söz edilebilir.

​Bugün gelinen noktada ekonomi yönetiminin önünde son derece hassas ve zorlu bir dengenin durduğu açıktır. Enflasyonla mücadele elbette hayati bir mecburiyettir; ancak bu mücadele verilirken ne toplumsal adalet duyarlılığından ne de finansal sistemin omurgasını oluşturan "güven" unsurundan vazgeçilebilir.

Yaraları saran, adaleti gözeten ve kaybedilen güveni yeniden tesis eden bir perspektif olmadan, sıkılaşma politikalarının toplumsal maliyetini omuzlamak giderek imkansızlaşacaktır. Sürdürülebilir bir refah için sadece fiyat istikrarı değil, vatandaşın geleceğe güvenle bakabileceği adil bir ekonomik zemin şarttır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Nimet Dönmez Arşivi