Nimet Dönmez
Fiyat başka değer başka!..
Tüketici gerçekten alamıyor mu yoksa değmediğini mi düşünüyor?
Son dönemde Türkiye’de piyasaların ve tüketici davranışlarının ana gündem maddesi kuşkusuz yüksek enflasyon, eriyen alım gücü ve durmaksızın değişen etiketler.
Şirketler, giderek daralan veya temkinli hale gelen iç talebi canlı tutabilmek adına neredeyse kesintisiz bir kampanya yarışının içerisinde. Taksit imkânları, “büyük” indirim başlıkları, ödeme kolaylıkları… Ancak sahaya ve tüketici psikolojisine biraz daha yakından baktığımızda, gözden kaçırılan çok temel bir kırılma noktası göze çarpıyor. Fiyat ile değer arasındaki bağın kopması.
Bugün tüketicinin bir ürünü veya hizmeti rafta bırakma gerekçesi artık sadece "cebinde parasının olmaması" ile açıklanamaz. Evet, bütçe kısıtı geniş kesimler için yadsınamaz bir gerçek. Fakat asıl dikkat çekici değişim, satın alma gücüne sahip olan kesimde de baş gösteren o derin sorgulama: "Ben bu parayı veriyorum ama karşılığında ne alıyorum?"
Fiyat, bir ürünün etiketinde yazan rakamdır; değer ise tüketicinin o ürünü kullandığında, deneyimlediğinde veya sahip olduğunda hissettiği faydadır.
Enflasyonist ortamlarda fiyatlar hızlı yükselirken, sunulan ürün ve hizmetin kalitesi aynı oranda korunamadığında ya da geliştirilemediğinde, tüketici zihninde "değer erimesi" başlar.
Bugün bir restorana gittiğinde, bir kıyafet aldığında ya da bir hizmet yatırımı yaptığında tüketicinin hissettiği şey çoğu zaman fiyatın yüksekliğinden ziyade, ödediği meblağın karşılığında aldığı hizmetin ya da ürünün kalitesizliğidir.
Tüketici parasının kıymetini bildiği bir dönemden geçiyor. Dolayısıyla, sunduğunuz hizmet veya ürün ödenen tutarın hakkını vermiyorsa, harcama yapma imkânı olan müşteri dahi masadan kalkmayı, alışverişi ertelemeyi ya da tamamen vazgeçmeyi tercih ediyor.
İşte bu noktada iş dünyasının ve markaların kendine şu kritik soruyu sorması gerekiyor: Müşterimiz gerçekten satın alamadığı için mi vazgeçiyor, yoksa sunduğumuz şeyi ödediği paraya değmeyecek kadar yetersiz bulduğu için mi?
Geçici indirimler, yapay kampanyalar veya taksit seçenekleri, değersizleşmiş bir ürün veya hizmetin üstünü örtmeye yetmiyor. Fiyat indirmek, ürünün veya hizmetin algılanan değerini artırmaz; aksine bazen kaliteden taviz verildiği algısını pekiştirebilir. Tüketicinin aradığı şey ucuzluktan ziyade "ödediği paranın helalliği", yani aldığı karşılığın niteliğidir.
Önümüzdeki dönemde rekabette öne geçecek şirketler, sadece maliyet hesabı yapıp etiketi güncelleyenler değil; sundukları toplam faydayı, müşteri deneyimini ve kaliteyi artırmayı başaranlar olacaktır.
Güvenin ve kalitenin her zamankinden daha kıymetli hale geldiği bu süreçte markaların odaklanması gereken temel strateji; indirime sığınmak değil, tüketicinin zihninde ve kalbinde "Evet, bu paraya değdi" duygusunu yeniden tesis etmektir. Çünkü nihayetinde fiyat geçicidir; ancak değer algısı ve markaya duyulan güven kalıcıdır.


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.