Nimet Dönmez
Darı ambarında açlık!..
Yedi iklimin, dört mevsimin kesiştiği; endemik bitki örtüsüyle, zengin faunasıyla, (Belirli bir alandaki ya da dönemdeki hayvan varlığının bütünüdür) akarsularla ve tarıma elverişli ovalarıyla adeta bir cennet olan bu coğrafya, bugün derin bir çelişkiyi yaşıyor.
Adını tarım ve üretimle duyuran, dünyanın gıda ambarı olabilecek potansiyele sahip bir ülke düşünün ki, kendi topraklarında yetişen nimeti kendi masasına koymakta zorlansın.
Halk arasında sıkça kullanılan o çarpıcı benzetmeyle; "darı ambarı üzerinde açlık çeken tavuk" gibiyiz.
Üreten bir ülkeyiz; çiftçimiz tarlasında eziliyor, üreticimiz ürününü maliyetine bile satamazken, raflardaki fiyatlar el yakıyor. Topraktan mutfağa uzanan o kutsal zincir, bugün kâr hırsı, yanlış politikalar ve adaletsiz bölüşüm yüzünden kopmuş durumda.
Gıda enflasyonunda dünya liginin zirvesinde yer almamız, bu bereketli topraklara yapılmış en büyük haksızlık değil de nedir?
Sorun potansiyelimizde değil, o potansiyeli yönetme biçimimizde.
Tarımın ve üreticinin desteklenmesi gereken bir dönemde, emeğin ve küçük üreticinin sırtına binen yük her geçen gün arttı. Gübre, mazot, tohum ve ilaç fiyatları katlanırken, tarladaki bereket buharlaşıp gitti.
"Yoksuldan alıp zengine aktarma" siyaseti bugün karşı karşıya olduğumuz ekonomik tabloyla bizi yüzleştirdi.
Bütün bunlar sadece dış konjonktürün veya küresel krizlerin bir sonucu değil. Bu, uzun süredir uygulanan tercihler silsilesinin bir neticesidir. Alım gücünün erimesi, gelir adaletsizliğinin tavan yapması ve orta sınıfın yok olması, temel bir zihniyetin ürünüdür. Yoksuldan alıp zengine aktarma siyaseti yaşananların temel nedeni…
Üretenin, emek verenin, dar gelirli kitlelerin sırtındaki yük artarken; sermayenin, rantın ve üretime dayalı olmayan kazançların korunduğu bir düzen inşa edildi. Çiftçi borç batağında yüzerken, esnaf kepenk kapatırken, asgari ücretli her ay daha da yoksullaşırken birileri bu çarktan beslenmeye devam etti. Sonuç mu? Cennet vatanın, milyonlar için bir "cinnet vatana" dönüşmesi...
Ancak kaderimiz bu olmamalı. Bu toprakların bereketine inanmak, bu coğrafyanın potansiyeline güvenmek zorundayız. Çözüm belli:
Üreteni koruyan, tarımı stratejik bir güvenlik alanı olarak gören akılcı politikalar,
Rant ekonomisinden vazgeçip emeği ve adaleti merkeze alan bir yönetim anlayışı,
Kaynakların bir avuç zengine değil, bu ülkenin asıl sahiplerine, yani üretenlere ve halka aktarıldığı bir adalet sistemi.
Tarladaki nimeti yeniden soframıza helal kılmak, bu ülkenin evlatlarının en temel hakkıdır. Darı ambarının üstünde açlık çekmek bu millete yakışmıyor. Bereketin hayrını göreceğimiz, adil ve üreten bir Türkiye'yi yeniden inşa etmek elimizde. Yeter ki siyasetin pusulası halktan ve adaletten yana dönsün.
Yolsuzluktan beslenenlerin bu halkın hakkını teslim etmesinin sağlanacağı sözünü Cumhurbaşkanı verdi. Bekleyip göreceğiz…
biz bereketli topraklarımızın bereketinden, üreticinin toprağın bereketini topluma ulaştırırken hak ettiği kazanca da ulaşmasını, emeğinin heba olmamasını istiyoruz.


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.