Nimet Dönmez
Yokluk, yoksulluk ve yolsuzluk!..
Ekonomik verilerin soğuk rakamları ile mutfaktaki sıcak gerçeklik arasındaki makas hiç bu kadar açılmamıştı. Açlık sınırının 38 bin lirayı, yoksulluk sınırının ise 123 bin lirayı aştığı bir Türkiye’de, toplumun ezici çoğunluğu artık "yaşamak" ile "hayatta kalmak" arasındaki çizgide bocalıyor.
Bir asgari ücretin açlık sınırının neredeyse yarısına denk geldiği, tek bir maaşın yoksulluk sınırının dörtde birini bile karşılayamadığı bu tablo, ortadaki krizin sadece geçici bir "darlık" değil, derin bir bölüşüm ve adalet krizi olduğunu kanıtlıyor.
Toplumsal bunalımın boyutu mikro detaylarda gizli. 20 liralık tuvalet ücretinin veya fırındaki bir somun ekmeğin dahi kredi kartıyla ödendiği bir ekonomi, vatandaşın cebindeki nakdin tükendiğinin, gelecekteki gelirin ise çoktan ipotek altına alındığının açık özetidir.
İhtiyaç kredileri ve kredi kartları artık bir refah veya yatırım aracı değil; temel fizyolojik ihtiyaçları karşılamak için başvurulan son sığınak haline geldi. Bu durum, hane halklarını finansal bir kısır döngüye ve sürdürülemez bir borç sarmalına sürüklüyor.
İçeride makroekonomik dengeler bozulurken, finansal sistemde art arda patlak veren fon skandalları piyasalara ve kurumsal güvene ağır darbeler indiriyor. "Piyasalar etkilenmeyecek" söylemleri ise güveni zedelenmiş yatırımcı ve vatandaş nezdinde karşılık bulmakta zorlanıyor. Şeffaflıktan uzaklaşan her yapıda yolsuzluk ve kurumsal çürüme hız kazanıyor.
Dışarıda ise küresel piyasalardaki yüksek tansiyon, altın ve gümüşteki sert çakılmalar ve Brent petrolün 100 dolar sınırını aşmasıyla yaşanan "Kara Pazartesi" sarsıntıları, Türkiye gibi enerjide dışa bağımlı ve cari açık veren ülkelerin sırtındaki yükü ikiye katlıyor.
Petrol fiyatlarındaki her artış; iğneden ipliğe, nakliyeden gıdaya yeni bir zam dalgası demektir.
Yokluk, yoksulluk ve yolsuzluk tesadüfen bir araya gelmiş üç sözcük değildir; birbirini besleyen bir nedensellik zinciridir. Yolsuzluk, kamusal kaynakların ve liyakatin heba edilmesine; bu durum üretimsizliğe ve yokluğa, yokluk ise geniş kitlelerin yoksullaşmasına yol açar.
Bu sarmaldan çıkış, pansuman tedbirlerle veya geçici vaatlerle mümkün değildir. Kalıcı çözüm için atılması gereken köklü adımlar bir an önce atılmalıdır.
Finansal piyasaların ve kamu yönetiminin güven kazanması için tam bağımsız denetim mekanizmaları kurulmalı, kamuda israf ve liyakatsizlik derhal sonlandırılmalıdır.
Dar ve orta gelirlinin sırtındaki dolaylı vergi yükü hafifletilmeli, adil bir vergi reformu hayata geçirilmelidir.
Sıcak para veya dış borç sarmalından çıkılarak, tarım ve sanayide girdi maliyetlerini düşürecek yerli üretim stratejileri önceliklendirilmelidir.
Petrol ve enerji bağımlılığını azaltacak uzun vadeli yatırımlar hızlandırılmalıdır.
Sosyal yardımlar bir siyasi lütuf olmaktan çıkarılıp, her yurttaşın temel hakkı olan "insanca yaşam standardı" güvencesine dönüştürülmelidir.
"Ne olacak bu milletin hali?" sorusu, karamsar bir serzeniş olmanın ötesinde, acil bir zihniyet değişiminin çağrısıdır.
Türkiye'nin kaynağı da, potansiyeli de vardır; eksik olan şey, bu kaynakların ranta ve ayrıcalıklı gruplara değil, üretime ve toplumun geneline adil bir şekilde dağıtılmasıdır.
Yolsuzlukla kararlılıkla mücadele edilmeden yoksulluğu yenmek, yoksulluk yenilmeden de toplumsal huzuru sağlamak mümkün değildir.


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.