Üniversitelinin Barınma Sınavı!..

Üniversite sınavı sonuçları açıklanıp tercihler yapıldığında hem öğrenciler hem de aileler büyük bir gurur ve sevinç yaşar. Ancak bu coşku, yerleşilen şehirde barınma imkânları aranmaya başladığı an yerini ciddi bir endişeye bırakır.

Yıllardır süregelen ama özellikle son dönemdeki ekonomik şartlarla iyice derinleşen "yurt ve kira" meselesi, gençlerimizin akademiye ve geleceğe atacağı ilk adımı ne yazık ki bir yaşam mücadelesine dönüştürüyor.

Her yıl yüz binlerce genç, kendi memleketinden uzakta, yeni bir şehirde eğitim hayatına başlıyor. Ancak tablonun geneline bakıldığında barınma kapasitesinin ne kadar dar bir boğazda sıkıştığı net bir şekilde görülüyor.

Üniversitelinin yurt gerçeğine rakamlarla baktığımızda; Türkiye genelinde örgün öğretimde eğitim gören lisans ve ön lisans öğrenci sayısı milyonlarla ifade edilirken, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü (KYK) bünyesindeki toplam yatak kapasitesi yaklaşık 1 milyon seviyesinde bulunuyor.

Türkiye genelindeki örgün öğrenci kitlesi dikkate alındığında, devlet yurtları toplam öğrenci nüfusunun yaklaşık %20 ila %25’lik bir kısmına hizmet sunabiliyor.

Büyükşehirlere ve üniversite nüfusunun yoğunlaştığı illere bakıldığında ise oranlar çok daha çarpıcı hale geliyor: Yaklaşık 800 bin üniversite öğrencisinin bulunduğu İstanbul da, KYK yurt kapasitesi 60 bin sınırında kalıyor.

Bu durum, şehir dışından gelen ve barınmaya ihtiyaç duyan öğrencilerin ancak %30 civarındaki bir kısmının devlet yurtlarına yerleşebildiği, kalan büyük çoğunluğun piyasa koşullarına terk edildiği anlamına geliyor.

Başkentte 300 binden fazla lisans öğrencisi varken, devlet yurdu kapasitesi 45 bin bandında seyrediyor. Buralarda da devlet yurdundan yararlanabilen öğrencilerin oranı toplam öğrenci sayısına kıyasla %15 ile %20 arasında değişiyor.

Anadoludaki üniversitelere baktığımızda Eskişehir, Konya, Antalya ve Bursa gibi üniversite nüfusunun kent ölçeğine göre oldukça yüksek olduğu illerde de benzer bir tablodan söz etmek mümkün.

Bu illerde başvuran öğrencilerin ilk etapta devlet yurduna yerleşme oranları dönemsel olarak yükselse de, yedek listede kalan binlerce genç haftalarca açıkta kalıyor.

Öte yandan gençler özel yurtlar ve ev sahibi duvarıyla karşı karşıya kalıyor. Devlet yurdu çıkmayan bir öğrenci için geriye iki seçenek kalıyor: Özel öğrenci yurtları veya kiralık evler.

Özel yurt fahiş fiyat politikalarıyla aile bütçelerini zorlarken, eve çıkmak isteyen gençler ise bu kez de "öğrenciye ev yok" algısı ve kontrolsüzce artan kira fiyatlarıyla yüzleşiyor. Birçok ev sahibi, gelir güvencesi yetersiz gördüğü ya da evi yıpratacağı düşüncesiyle öğrencilere kapısını kapatıyor. Ev vermeyi kabul edenler ise piyasa rayicinin çok üzerinde bedeller, yüksek depozitolar veya fahiş kefil şartları talep ediyor.

Sonuçta üç ya da dört öğrenci bir araya gelerek bir evi paylaşmak istese dahi, kişi başına düşen kira ve fatura giderleri asgari ücretli bir ailenin karşılayabileceği sınırları çoktan aşmış durumda.
Çözüm Nerede?
Gençlerin eğitim odaklı bir üniversite hayatı sürdürebilmesi için barınma sorununun temel bir sosyal hak olarak ele alınması şarttır.

Yerel yönetimler devreye girmeli. Sadece merkezi yönetimin değil, büyükşehir ve ilçe belediyelerinin de öğrenci konukevleri ve sosyal konut projeleriyle sürece aktif katılımı sağlanmalıdır.

Öğrenci kentlerinde özel kiralama modelleri geliştirilmeli, öğrencilere yönelik uygun fiyatlı ve güvenceli "sosyal kiralık konut" alanları oluşturulmalıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Nimet Dönmez Arşivi