Astrolog Şule Acarer
EYLÜL GELİNCE İNSAN NEDEN HAYATINI DEĞİŞTİRMEK İSTER?
Eylülün kendine has bir sesi vardır.
Yazın gürültüsü biraz diner. Sokakların, evlerin, hatta insanın içinin bile sesi değişir. Sabahlar serinler, akşamlar erkenden kararmaya başlar. Bir yaprak, dalından kopmadan önce insana garip bir şey hatırlatır:
Hiçbir mevsim sonsuza kadar sürmez.
Belki de bu yüzden dünyanın farklı yerlerinde son yıllarda “September Reset”, yani “Eylül sıfırlanması” diye adlandırılan bir ruh hâli konuşuluyor. Ocakta alınan kararların aksine eylül, insanlara daha doğal bir başlangıç hissi veriyor. Yeni okul dönemi, yeni çalışma sezonu, yazın bitişi ve sonbaharın gelişi, insanın hayatına yeniden bakmasına vesile oluyor.
Fakat ben buna “sıfırlanmak” demek istemiyorum.
Çünkü insan bilgisayar değildir.
Hayatımızı bir tuşa basarak sıfırlayamayız. Geçmişimizi silemeyiz. Yaşadıklarımızı geri alamayız. Kırıldığımız yerleri yok sayamayız.
Belki eylül bize başka bir şey söylüyor:
“Silme. Anla. Ayıkla. Yeniden yerleştir.”
İşte eylülün asıl hikâyesi burada başlıyor.
Zaman bize ait değil, bize emanet
Kur’an-ı Kerim’de Asr sûresi “Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyandadır” diyerek başlar. Ardından insanın bu ziyandan kurtuluşunu iman, salih amel, hakkı ve sabrı tavsiye etmekle ilişkilendirir. Diyanet tefsirinde de “asr” kelimesinin mutlak zaman anlamına gelebileceği ve sûrede insanın zamanla ilişkisine dikkat çekildiği belirtilir.
Burada insanın üzerinde düşünmesi gereken çok ince bir nokta var:
Biz zamanı tüketmiyoruz; aslında zaman bizi tüketiyor.
Bir gün eksiliyor.
Bir ay eksiliyor.
Bir yıl eksiliyor.
Ve takvim yaprağından düşen yalnızca tarih değil, ömrümüzden bir parça oluyor.
Belki de eylülün insan üzerinde bıraktığı o garip “hayatımı toparlamalıyım” duygusunun altında biraz da bu var.
Yaz biterken insan, zamanın geçtiğini daha görünür hissediyor.
“Daha sonra yaparım” dediğimiz bazı şeylerin aslında yıllardır beklediğini fark ediyoruz.
Aramak istediğimiz bir insan…
Vermek istediğimiz bir karar…
Bırakmak istediğimiz bir alışkanlık…
Affetmek istediğimiz biri…
Ve en önemlisi, uzun zamandır kendimize vermediğimiz bir söz…
Mevlânâ’nın “vakit” dediği şey.
Tasavvuf geleneğinde zaman yalnızca saat ve takvim değildir. “Vakit”, insanın içinde bulunduğu hâlle de ilgilidir. Mevlânâ’nın Mesnevî’sindeki zaman anlayışını inceleyen çalışmalarda da “ibnü’l-vakt”, yani “vaktin oğlu” kavramının önemli bir yere sahip olduğu görülür. Buradaki fikir, insanın geçmişin pişmanlığı ve geleceğin kaygısı arasında kaybolmak yerine bulunduğu anın sorumluluğunu taşımasıdır.
Bana göre eylülün bize verebileceği en güzel ders de budur:
Geçmişi değiştiremiyorsan onunla kavga etmeyi bırak. Geleceği bilmiyorsan onu zorla kontrol etmeye çalışma. Fakat bugün elinin altında olanı ihmal etme.
Mesnevî’nin ruhunda değişim, insanın kendisinden vazgeçmesi değil; kendisindeki fazlalıklardan arınmasıdır.
Sonbaharda ağaç yaprağını kaybeder.
Ama ağaç bundan dolayı eksilmiş sayılmaz.
Belki de biz de bazı şeyleri kaybettiğimizde ilk anda “eksildim” zannediyoruz.
Oysa bazı ayrılıklar, bazı kapanışlar, bazı vazgeçişler insanın hayatındaki gereksiz dalları buduyor olabilir.
Her kayıp boşluk değildir. Bazı boşluklar yeni bir şeyin yeridir.
Astrolojik açıdan baktığımda da eylülün ilk bölümünde Güneş Başak temasındadır. Başak; düzenlemek, ayıklamak, sadeleştirmek ve hayatın küçük ayrıntılarına yeniden bakmakla ilişkilendirilir. Ayın ilerleyen bölümünde Güneş Terazi’ye geçerken konu biraz değişir. Bu kez yalnızca “Ben hayatımı nasıl düzenlerim?” sorusu değil, “Hayatımda neyin dengesi bozuldu?” sorusu öne çıkar.
Ben astrolojiyi burada bir kader ilanı olarak değil, sembolik bir mevsim dili olarak okuyorum.
Gökyüzü bize “Şunu yaşayacaksın” demiyor.
Belki yalnızca bir soru soruyor:
“Hayatında artık sana hizmet etmeyen ne var?”
Eylülün Başak tarafı çekmeceleri düzenletir.
Terazi tarafı ilişkileri düşündürür.
Sonbahar ise insana bırakmayı öğretir.
Üçü bir araya geldiğinde ise bana göre ortaya ilginç bir cümle çıkıyor:
Önce hayatını düzenle, sonra kalbini tart, en sonunda yükünü hafiflet.
Belki de ihtiyacımız olan yeni bir hayat değil.
İnsanların en büyük yanılgılarından biri, huzura kavuşmak için tamamen başka bir hayat yaşamaları gerektiğine inanmaları.
Oysa belki yeni bir hayata değil, aynı hayatın içinde yeni bir bakışa ihtiyacımız var.
Her şeyi değiştiremeyiz.
Ama bazı şeylere verdiğimiz anlamı değiştirebiliriz.
Bir insanı hayatımızdan çıkarabiliriz.
Bir alışkanlığı bırakabiliriz.
Bir özrü geciktirmeyebiliriz.
Bir duayı daha içten edebiliriz.
Bir sofraya daha dikkatli oturabiliriz.
Bir büyüğümüzün elini daha uzun süre tutabiliriz.
Ve belki uzun zamandır kendimize sormadığımız o soruyu sorabiliriz:
“Ben bu ömrü gerçekten nasıl geçirmek istiyorum?”
Çünkü zamanın en acı tarafı, geri gelmemesi değil.
Bazen geçtiğini fark etmeden geçmesidir.
Eylül tam da bu yüzden kıymetli.
Bize ölümden değil, hayatın sınırlı oluşundan söz ediyor.
Bir yaprak düşüyor ve aslında bize şunu söylüyor:
“Bak, ben bırakmayı biliyorum.”
Belki insanın olgunlaşması da biraz budur.
Her şeyi tutmak değil.
Neyi tutacağını, neyi bırakacağını bilmek.
Mevlânâ’nın düşüncesinde zaman üzerine yapılan okumalar, insanın içinde bulunduğu ânı değerlendirmesinin önemini ortaya koyar.
O hâlde bu eylül kendimize büyük sözler vermeyelim.
“Hayatımı tamamen değiştireceğim” demeyelim.
Biraz daha sade bir söz verelim:
Bugünün hakkını vereceğim.
Kırdıysam onarmaya çalışacağım.
Yanlış yaptıysam kabul edeceğim.
Bana iyi gelmeyeni bırakmayı öğreneceğim.
Sevdiklerime sevgimi ertelemeyeceğim.
Ve bana verilen bu ömrü, başkasının hayatını yaşayarak tüketmeyeceğim.
Çünkü belki de eylülün sırrı yeni bir başlangıç yapmak değildir.
Neyi artık yanında taşımaman gerektiğini fark etmektir.
Ağaç yapraklarını döker.
Gökyüzü mevsimini değiştirir.
Günler kısalır.
İnsan aynaya biraz daha uzun bakar.
Ve hayat, sessizce aynı soruyu tekrar eder:
“Vaktin varken, gönlünü neyle dolduruyorsun?”
Belki bu eylülün gerçek “reset”i budur.
Silinmek değil.
Arınmak.
Kaçmak değil.
Fark etmek.
Yeniden doğmak değil.
Kendine yeniden dönmek.
12 AĞUSTOS ASLAN BURCUNDA GÜNEŞ TUTULMASI VE KÜSÛF NAMAZI
11 Ağustos 2026 Salı 10:33AĞUSTOS 2026: GÖKYÜZÜNÜN “ARTIK HAZIRSIN” DEDİĞİ AY
04 Ağustos 2026 Salı 09:44BUGÜN GÖKYÜZÜNDE FARKLI BİR HAREKET VAR
04 Temmuz 2026 Cumartesi 11:1930 HAZİRAN OĞLAK DOLUNAYI: BEDEN, DUYGU VE İÇSEL YÜZLEŞME
30 Haziran 2026 Salı 10:44KUZEY AY DÜĞÜMÜ BALIK’TAN KOVA’YA GEÇERKEN: SESSİZLİĞİN İÇİNDEKİ GERGİNLİK VE YENİ DÖNEMİN HİKÂYESİ
13 Haziran 2026 Cumartesi 10:56HAZİRAN AYI BURÇ YORUMLARI
06 Haziran 2026 Cumartesi 10:0216 MAYIS BOĞA YENİAYI VE KOÇ’TA MARS-CHİRON KAVUŞUMU: İNSANLIĞIN SABIR, YARA VE YENİ BİLİNÇ EŞİĞİ
15 Mayıs 2026 Cuma 10:07HIDIRELLEZ RİTÜELİ: GÖKYÜZÜ YORGUN GÖNÜLLERE DİLEK KAPISINI AÇIYOR
05 Mayıs 2026 Salı 09:2226 NİSAN: YENİ ZİHİN ÇAĞI BAŞLIYOR
25 Nisan 2026 Cumartesi 10:53GÖKYÜZÜNÜN RİTMİ ve KUR’AN’DAKİ SAYILAR
10 Nisan 2026 Cuma 16:31


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.