En büyük sermaye genç nüfus!..

Modern toplumların en dinamik gücü kabul edilen genç nüfus, bugün dünya genelinde ve ülkemizde "evde oturanlar" olgusuyla ciddi bir sınav veriyor.

Gençlerin enerjilerini üretim bantlarında, laboratuvarlarda veya teknoloji ofislerinde değil de dört duvar arasında, ailelerinin kısıtlı imkânlarına bağlı kalarak tüketmesi, sadece bireysel bir kayıp değil, toplumsal bir bekâ meselesidir.

Bir ülkenin geleceği, o ülkenin gençlerinin kurduğu hayallerin büyüklüğüyle ölçülür. Ancak eğitimden kopan ve iş gücü piyasasına dahil olamayan gençlerde "öğrenilmiş çaresizlik" baş göstermektedir.

Aile desteğine bağımlı yaşamak, bireyin özgüvenini zedelerken, içindeki yaratıcı enerjinin de körelmesine neden olur. Gelişimin temel motoru olan "üretme arzusu", yerini durağanlığa ve sosyal izolasyona bıraktığında, toplumun en verimli katmanı bir eylemsizlik sarmalına girer.

"Gençlere emek verelim ki onlar da ülkeye emek olsunlar" yaklaşımı, bu sorunun çözümündeki temel anahtardır. Gençleri sadece diplomalarla donatmak yeterli değildir; onları değişen dünyanın yeni üretim modellerine hazırlamak şarttır.

Gençlerin yetenekleri, piyasanın güncel ihtiyaçlarıyla (dijitalleşme, sürdürülebilir üretim, teknik uzmanlıklar) eşleştirilmelidir. Hata yapmaktan korkmayan, kendi işini kurma cesareti gösteren bir nesil için gerekli mentorluk ve finansal destek mekanizmaları güçlendirilmelidir. Uzun süreli işsizliğin yarattığı yıpranmışlığı onaracak, genci yeniden toplumsal hayata dahil edecek sosyal projeler hayati önem taşır.

Gençlerin enerjisini üretime kanalize edemeyen bir yapının, küresel rekabette ayakta kalması mümkün değildir. Onların "evde ömür çürütmesi" değil, hayatın merkezinde rol alması bir tercih değil, zorunluluktur. Bugün gence verilen her emek, yarın ülkenin refahı, güvenliği ve kültürel zenginliği olarak geri dönecektir.
Unutulmamalıdır ki; bir gencin elinden tutmak, bir ülkenin geleceğini ayağa kaldırmaktır. Gençlerimizi sadece tüketen değil, yaratan ve değer katan bireyler olarak görmek istiyorsak, onlara hem fırsat kapılarını açmalı hem de o kapıdan geçecek donanımı sağlamalıyız.

Günümüz dünyasında eğitim ve istihdam arasındaki makas her geçen gün açılıyor. Milyonlarca genç, yıllarını verdikleri üniversite sıralarından ellerinde bir diplomayla ayrılıyor; ancak bu kağıt parçası, modern iş dünyasının kapılarını açmakta yetersiz kalıyor.

Bugünün acı gerçeği şudur: Ne iktidarın ne de muhalefetin siyasi ajandasında gençler, gerçek bir "gelecek inşası" öznesi olarak en ön sırada yer almıyor. Genç nesil, kendi kanatlarıyla uçmak yerine, ailelerinin kısıtlı maddi kaynaklarına tutunarak hayatta kalmaya çalışıyor. Bu durum sadece bireysel bir trajedi değil, toplumsal bir atalet sorunudur.

Geleneksel eğitim sistemleri, sanayi devriminin ihtiyaçlarına göre şekillenmiş, hantal ve teorik yükü ağır yapılardır. Oysa 21. yüzyıl, diploma unvanlarından ziyade "ne yapabildiğine" odaklanıyor. Gençlere sadece teorik bilgi yüklemek yerine; dijital yetkinlikler, teknik zanaatkarlık, kodlama, yapay zeka okuryazarlığı ve yaratıcı problem çözme gibi doğrudan istihdam karşılığı olan beceriler kazandırılmalıdır.

Meslek liseleri ve teknik eğitim merkezleri, "ikinci sınıf" okul algısından kurtarılmalı, yüksek teknolojiyle donatılmış yetkinlik üslerine dönüştürülmelidir. Yıllar süren bölümler yerine, 6 aylık yoğun ve iş garantili beceri kampları (bootcamp) teşvik edilmelidir.

Siyasi liderlerin gençliğe bakışı, genellikle seçim dönemlerinde hatırlanan "oy deposu" yaklaşımından öteye geçemiyor. Oysa gençlerin ihtiyacı olan şey hamaset değil, somut bir yarın vizyonudur. Liderler, gençlere sadece mevcut işlere girmeyi değil, yeni zenginlik alanlarını keşfetmeyi vadetmelidir.

Gençlerin sadece kullanıcı değil, üretici olabileceği bir ekosistem yaratılmalıdır. Vergi muafiyetleri ve hibe destekleri, kağıt üzerinde kalmayıp tabana yayılmalıdır.
İklim kriziyle mücadele, aynı zamanda devasa bir istihdam alanıdır. Yenilenebilir enerji, geri dönüşüm teknolojileri ve sürdürülebilir tarım, gençlerin öncü olabileceği yeni zenginlik kapılarıdır.

Bir gencin 30'lu yaşlarına kadar ailesinden harçlık beklediği bir sistem, o gencin özgüvenini ve yaratıcılığını prangalar. Gençlerin "ev genci" kategorisinden çıkması için, kamu ve özel sektör iş birliğiyle yerel istihdam hamleleri başlatılmalıdır.

Türkiye’nin en büyük sermayesi olan genç nüfus, siyasi çekişmelerin gölgesinde heba edilemeyecek kadar kıymetlidir. Onlara birer diploma vaat etmek yetmez; onlara elleriyle kurabilecekleri bir gelecek, becerileriyle kazanabilecekleri bir ekmek ve vizyonlarıyla inşa edebilecekleri yeni bir dünya sunmak zorundayız. Gerçek beka sorunu, gençlerimizin hayallerini başka coğrafyalarda araması değil, kendi topraklarında bir "yarın" görememesidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Nimet Dönmez Arşivi