Bayramlar sadece bir takvim yaprağı değil, toplumun ortak nabzı!..

Gelenekselleşmiş bir deyişle "Nerede o eski bayramlar?" cümlesi, aslında sadece geçmişe duyulan bir özlemi değil, bayramların toplumsal yapımızda ne denli derin izler bıraktığının da bir itirafıdır. Bayramlar; takvimde kırmızıyla işaretlenmiş birer tatil dönemi olmanın çok ötesinde, bir toplumun manevi dünyasını, ekonomik döngüsünü ve sosyolojik dokusunu aynı anda hareket ettiren devasa bir "kolektif enerji" dönemidir.

Bayramlar, makro ve mikro ölçekte ekonominin en canlı dönemlerinden birini temsil eder. Haftalar öncesinden başlayan alışveriş telaşı; perakende sektöründen gıdaya, tekstilden ulaşıma kadar pek çok iş koluna can suyu olur. Bu dönemde gerçekleşen nakit akışı, piyasalardaki durgunluğu kıran doğal bir teşviktir. Özellikle uzun tatil dönemleri, turizm sektörünü ve yerel işletmeleri ihya ederken; büyükşehirlerden Anadolu’nun en ücra köylerine doğru gerçekleşen o büyük göç, paranın merkezden çevreye yayılmasını sağlayarak bölgesel kalkınmaya da dolaylı bir katkı sunar. Bayram, sadece bir kutlama değil, aynı zamanda üreticiden tüketiciye uzanan zincirin en güçlü halkasıdır.

İşin maddi boyutu bir yana, bayramların asıl mucizesi sosyolojik etkisinde gizlidir. Modern hayatın getirdiği bireyselleşme, yalnızlaşma ve hız tutkusu, bayramlar sayesinde bir süreliğine "duraklar". Bayram; küslerin barıştığı, kuşak farklarının aynı sofrada eridiği ve toplumsal dayanışmanın zirve yaptığı bir toplumsal rehabilitasyon dönemidir.

Ziyaret edilen bir büyüğün evi, aslında sadece bir mekan değil; kolektif hafızanın tazelendiği, aile bağlarının güncellendiği bir merkezdir. Bu dönemde sergilenen paylaşma kültürü ister bir ikram olsun ister bir yardım toplumun farklı kesimleri arasındaki empati duygusunu güçlendirir. Bayramlar, toplumun bozulan ayarlarını düzelten, kopmaya yüz tutmuş bağları yeniden düğümleyen sessiz bir mimardır.

Bugün bayramları sadece bir "kaçış" veya "dinlenme" fırsatı olarak görmek, bu kadim kültürün sunduğu derinliği kaçırmak demektir. Elbette değişen yaşam koşulları kutlama biçimlerimizi etkiliyor; ancak bayramın özündeki o "karmaşık hareketlilik" ruhu baki kaldığı sürece, toplumsal bağlarımız da o denli sağlam kalacaktır.

Sonuç olarak bayram; sofradaki ekmeğin bölüşüldüğü, ekonominin canlandığı ve en önemlisi "biz" olma bilincinin hatırlandığı bir dönemeçtir. Bu manevi ve maddi döngüyü korumak, sadece bir geleneği yaşatmak değil, toplumsal geleceğimize de sahip çıkmaktır.

Öte yandan büyük bir hayal kırıklığı yaşayan emeklilerimize ne söylesek az. Çünkü en düşük maaşla ev kirasından sonra elinde kalan hiçle geçinmeye çalışan emekli, bayram ikramiyesine bağladığı umudunu da müjde diye yapılan açıklamayla yitirdi.

Bayramların sevincini uzakta ya da yakında olan torun hasreti giderme, evlatlarına kavuşma sevinciyle yaşamak isterken yine bir şeylere yetemeyeceğini gördü. Neye elinizi uzatsanız ateş pahası ve eliniz yanıyor. O zaman bayram sevincini ve mutluluğunu yaşamak emeklinin hakkı değil mi? Sormak lazım. Torunlarına bayram harçlığı vermek, onlara en güzel sofraları hazırlamak hakkını neden ellerinden alıyorsunuz? Diye sormazlar mı?

Herkesin ağzında pelesenk olmuş “nerde o eski bayramlar” sözü artık bundan böyle daha çok söylenecek gibi duruyor. Ramazan ayının bereketiyle ihtiyaç sahiplerine mutlaka ulaşıldı. Yardımlaşma ve dayanışma konusunda vakıflar, dernekler, belediyeler, her kesimden insan bir adım attı. Bayramları da herkesin mutlu olacağı, birlik ve beraberlik içinde, bayramın ruhuna uygun geçirmek herkesin dileği olsa gerek.

Bugünden herkesin bayramını kutluyor, orta doğuyu kana bulayanların helak olduğu sükunetin yaşandığı bir bayram olmasını diliyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Nimet Dönmez Arşivi