Nimet Dönmez
Okul koridorlarındaki kan vicdanlara sıçradı!..
Değerli okurlarım, yaşadığınız derin üzüntüyü, öfkeyi ve çaresizlik hissini tüm benliğimle anlıyorum. Bir toplumun en güvenli kalesi olması gereken okulların, çocukların can korkusuyla pencerelerden atladığı birer trajedi sahnesine dönüşmesi, kelimelerin bittiği yerdir. Feryat eden her annenin sesi, aslında toplumsal vicdanımızın çığlığıdır.
Son dönemde tanıklık ettiğimiz dehşet verici olaylar, sadece birer "asayiş vakası" değil; aileden okula, sokaktan sosyal yapıya kadar uzanan derin bir sistemik çöküşün habercisidir. Çocukların gözlerini kan bürüdüğü, sıraların arasından nefretin yükseldiği ve masum hayatların yarım kaldığı bir iklimde, hepimizin durup sorması gereken yakıcı bir soru var: Biz nerede hata yaptık?
Bir çocuğun ilk vatanı ailesidir. Geleneksel anlayışımızda anne ve babanın asli görevi, evladını sadece "yaşatmak" değil, onu vatanına, milletine ve insanlığa hayırlı bir birey olarak "yetiştirmekti." Ancak günümüzde ebeveynlik; disiplin ve değerler eğitiminden koparak, sadece maddi ihtiyaçların karşılandığı bir hizmet sağlayıcılığına evrildi. Sevgi ile otorite arasındaki denge kaybolunca, sınır tanımayan, empati yoksunu ve öfkesini kusacak yer arayan bir nesil kapımızı çaldı.
Eğitim sistemindeki en büyük yaralardan biri, öğretmenin toplumdaki ve sınıftaki konumunun zayıflatılmasıdır. Bugün öğretmenler, öğrenciyle iletişim kurmakta zorlanan, yetkisi elinden alınmış, adeta "etkisiz eleman" statüsüne hapsedilmiş çalışanlar haline getirilmiştir.
Okulda disiplin ve saygı hiyerarşisi bozulduğunda, o boşluğu kaos ve şiddet doldurur.
Rehberlik hizmetlerinin kağıt üzerinde kalması ve öğretmenin elindeki pedagojik yaptırım gücünün yok edilmesi, sorunlu çocukların erkenden fark edilip rehabilite edilmesini engellemektedir.
Okulların güvenlik kaygısıyla anılması, eğitim kalitesinin düştüğünün en somut ve en acı göstergesidir. Eğitim sadece akademik başarı değil, aynı zamanda bir "insanlaşma" sürecidir. Eğer bir çocuk, arkadaşına veya öğretmenine zarar verecek kadar kinle dolabiliyorsa, o eğitim sistemi ruhunu kaybetmiş demektir.
Pencerelerden atlayan çocukların korkusu, evladını feryat figan arayan annelerin acısı hepimizin ortak utancıdır.
Unutulmamalıdır ki; Eğitimde niteliği sadece sınav puanlarıyla değil, yetiştirdiğimiz insanın vicdanıyla ölçmek zorundayız. Öğretmene itibarını, aileye sorumluluklarını ve okullara güvenli iklimini geri kazandırmazsak; sadece bugünümüzü değil, geleceğimizi de bu nefret sarmalında kurban vereceğiz. Ülkenin geleceği, pencerelerden kaçan çocukların değil, sınıflarda güvenle gülen çocukların omuzlarında yükselmelidir.
Bir çocuğun çantasında ne taşınır? Kitap mı? Defter mi? Yarınlara dair umutlar mı? Yaşananlara bakın!.. 8.ci sınıfa giden bir çocuğun çantasından 5 silah 7 şarjör çıkıyor.
Bir gün önce Urfa’da, ertesi gün Kahramanmaraş. Zillerin çalması gereken okul koridorlarında ölümün sesi yankılandı. Hayatının baharında, gelecek hayalleri olan çocuklarımız, kendini öğrencilerine siper eden öğretmenimiz can verdi. Hastanelerde yaşam mücadelesi veren çocuklarımız var.
Bütün bu yaşadıklarımız basit bir asayiş olayı değil. Anlık bir cinnet olayı değil. Göz göre göre gelen, hepimizi yutan toplumsal çöküşün en kanlı faturasıdır.
Bugün siyaset yapma zamanı değildir. Ucuz polemikler üretme veya kısır çekişmelere girme günü değildir. Cezasızlık politikaları, peynir ekmek gibi yayılan bireysel silahlanmaya göz yumularak geldiğimiz nokta budur.
Toplumsal çürümüşlük artık çocuklarımızın sıralarına kadar girdi. Artık kınama mesajlarıyla, timsah gözyaşlarıyla geçiştirilecek durumu çoktan aştık. En kısa zamanda amasız ve fakatsız adımlar atılmalı. Bireysel silaha erişim en ağır şartlara bağlanmalı ve cezalar artırılmalıdır. Burada meselemiz yitip giden canlardır. Okulda öğrenciyi, sokakta kadınları, hayvanları, ormanları ağaçları koruyamıyoruz. Devletin bu durumda keskin adımları en kısa zamanda atması lazım.
Devletin en kutsal görevi vatandaşın can ve mal güvenliği sağlamaktır. Milletin canını korumak, sorumluluk alıp sadece izlemek ya da taziye ye gidip soruşturmalar açmak savcılar görevlendirmekle kalmamaktır. Bütün herkesin ilk aklına gelen soru, o çocuk bu kadar cephaneliğe nasıl ulaştı? Sorusu oldu.
Okullarda güvenlik sadece kapıdaki turnikeyle değil, çocukları takip edecek uzman psikologlarla sağlanmalı. Şiddeti öven yayınlar toplum sağlığı meselesi olarak ele alınmalı ve engellenmeli. Özetle okul koridorlarında dökülen kan hepimizin vicdanına sıçradı.
Milletimizin başı sağ olsun. Ama artık sadece başımız sağ olmasın. Kadınlarımız, doğamız ve en önemlisi evlatlarımız da sağ olsunlar.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.