BİR TAŞKENT EFSANESİ: “GÜDÜK EMİN AMCA”

Toroslar’ın 1650 rakımında hayat kolay değildir. Bilen bilir…

Dağın başında toprağın verdiğiyle yetinmek, birkaç dönümlük bahçeden çıkan sebzeyi kışa saklamak; elma, kiraz ve armudun bereketine bakmak; evin altında beslenen birkaç keçinin ya da büyükbaş hayvanın sütünden yoğurt, peynir yapmak… Geçim dediğin, çoğu zaman böyle bir hayat mücadelesidir. Ama yetmezse? Toros insanının önünde tek bir yol kalır: Gurbet.

Önceleri yayan, dağları aşarak Alanya sahiline iner; oradan Fethiye’ye, Kuşadası’na, Aydın’a, İzmir’e uzanırlardı. Nerede iş varsa orada çalışır, kazandıkları üç kuruşu çoluk çocuğunun nafakasına katık eder, kış bastırınca birkaç aylığına memlekete dönerlerdi. Baharla birlikte yine gurbet yolları görünürdü. Sonra Trakya panayırları keşfedildi. Derken 1950’li yıllarla birlikte köyden kente göç hızlandı ve İstanbul’un kapıları Toros insanına açıldı. İşte Güdük Emin Amca, yani Emin Arıkan da o gurbetçilerden biriydi.

“Güdük Emin” lakabının hikâyesi ise çocukluk günlerinden kalmaydı. Köy yerinde çocukların birbirine taktığı lakapların bazıları bir gün söner gider, bazıları ise ömür boyu peşinizden gelir. Emin Amca’nınki de öyle olmuştu. Çocukluk arkadaşlarından birinin, boyunun kısalığına bakıp söylediği “Güdük Emin” sözü, yıllar geçse de yakasını bırakmadı.

Ama Emin Amca, İstanbul’da yalnızca ekmek kavgasını kazanmadı; kendine bir yer de edindi. İşini kurdu, düzenini oturttu. Zorda kalan hemşehrisinin kapısını çaldığında geri çevirmeyen, elinden geldiğince yardımcı olan, sözü dinlenen, hatırı sayılan bir Taşkentli olarak İstanbul’daki hemşehri çevresinde özel bir yer kazandı.

Fakat Güdük Emin Amca’nın bütün bu başarı hikâyesinin içinde küçük bir ayrıntı vardı: Ehliyet! Araba vardı. Yolculuk vardı. Hatta otomobille Hac yolculuğu bile yapılmıştı. Ama ehliyet bir türlü yoktu! İşten güçten fırsat bulunamamış, o küçük mesele sürekli ertelenmiş ve sonunda Emin Amca’nın şoförlüğü, bir ömür ehliyetsiz devam etmişti. Tabii ehliyetsiz araba kullanınca hikâye de eksik olmuyordu.

Günlerden bir gün, yanında hanımıyla birlikte İstanbul’dan Taşkent’e gitmek üzere yola çıktı. Konya istikametine doğru ilerlerken Adapazarı girişinde trafik kontrolüne takıldı. Önde birkaç araç vardı. Emin Amca göz ucuyla kontrol noktasını süzüyor, içinden de:

“İnşallah bize ‘geç’ derler…” diye geçiriyordu.

Sırası geldi. Trafik polisi açık olan cama doğru eğildi:

— Hayırlı yolculuklar beyefendi. Ehliyet, ruhsat…

Emin Amca hiç bozuntuya vermedi.

— Teşekkür ederim memur bey… diyerek torpidodan ruhsatı çıkardı ve uzattı.

Polis ruhsatı incelerken tekrar sordu:

— Ehliyet beyefendi…

İşte o anda Emin Amca’nın yıllardır kullandığı meşhur plan devreye girdi.

Gömlek cebini karıştırmaya başladı. Bir sağ cep… Bir sol cep… Sonra yeniden sağ cep…

— Allah Allah… Nerede bu ehliyet?

Polis şüphelenmişti.

— Ne oldu? Yok mu ehliyet?

Emin Amca, sanki hayatında ilk defa böyle bir şey başına gelmiş gibi, birden yan koltukta oturan hanımına döndü:

Hanım! Ben sana ehliyeti masanın üstünden al, gömlek cebime koy demedim mi?

Hanımı daha ne olduğunu anlayamadan ses yükselmeye başladı. Önce sitem… Sonra azar… Polis şaşkın. Hanımı şaşkın. Öndeki araçtakiler şaşkın… Emin Amca ise rolünün gereğini hakkıyla yerine getiriyordu. Derken bir ara sağ elini hanımına doğru kaldırdığını gören trafik polisi, işin nereye gideceğini anlamış olacak ki hemen müdahale etti. Bir eliyle ruhsatı uzatırken diğer eliyle de:

Beyefendi, şu ruhsatını al da git buradan! Bağırıp durma. Bir de kadıncağıza vurmaya kalkarsın ha! Ayıp yahu… Tamam, ehliyet mehliyet istemiyoruz! dedi.

Emin Amca ruhsatı aldı. Vitese taktı. Ve hiçbir şey olmamış gibi yola devam etti. Tabii teşekkür etmeyi de ihmal etmedi:

— Sağ ol memur bey…

Sonra direksiyona yeniden yerleşip yoluna devam etti. Plan tutmuştu. Ya da belki yılların trafik polisi, böyle numaraları çok gördüğünden, Emin Amca’yı hanımının yanında mahcup etmek istememişti. Kim bilir? Ama bildiğimiz bir şey var: Güdük Emin Amca’nın ehliyetsiz şoförlüğü, Taşkent’in gurbet hikâyeleri arasında bugün bile tebessümle anlatılan bir efsaneye dönüşmüştü. Çünkü bazı insanlar sadece yaşadıkları dönemin değil, anlatıldıkça yeniden yaşayan hatıraların da kahramanıdır.

Güdük Emin Amca da onlardan biriydi. Toroslar’ın 1650 rakımından İstanbul’a uzanan hayatında; gurbeti, emeği, hemşehriliği, başarıyı ve biraz da köy insanının o kendine özgü hazırcevaplığını yanında taşıdı. Ve geride, yıllar geçse de unutulmayan bir isim bıraktı: Güdük Emin Amca… Bir Taşkent efsanesi.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mehmet Baykan Arşivi