Kırmızı altın buğdayın bu yılki öyküsü

Kırmızı altın buğdayın bu yıl yazdığı öykü büyük... Yağışların verimi artırdığı buğday başaklarının dolu dolu boy verdiği tarlalarda hasat devam ediyor.

Tüm ülke genelinde olduğu gibi Konya'da da hasat mevsimi bereketli. Çiftçi üretimden ve hasattan memnun ve mutlu . Burada önemli olan üretimin pazarda değer bulması. Çiftçiyi borçlarından kurtarması. Üretimden vazgeçen toprağını terkeden çiftçiyi toprağıyla buluşturması.

Türkiye'nin dışa bağımlılıktan kurtulması için üretimin can suyunun kesilmemesi gerekiyor. Bereketli topraklar ekonomik dar boğazdan çıkmanın yegâne yollarından biri. Çünkü biliyoruz ki üretmeden kazanamayız.

Anadolu topraklarında binlerce yıldır süregelen tarım geleneği, bu yıl yine kendi mucizesini yaratıyor. Çiftçinin "kırmızı altın" olarak adlandırdığı buğday, bu sezon toprağın cömertliği ve bol yağışların bereketiyle tarlalarda adeta bir görsel şölene dönüştü.

Türkiye’nin tahıl ambarı Konya başta olmak üzere, ülke genelinde başakların doluluğu ve boy vermesiyle başlayan hasat mevsimi, üreticinin yüzünü güldürüyor. Ancak bu bereketli tablonun ardında, tarımın geleceğini şekillendirecek çok daha derin bir ekonomik gerçek yatıyor: Üretimin sürdürülebilirliği ve hak ettiği değeri bulması.

Bu yıl yağışların zamanında ve yeterli düşmesi, buğdayda hem kaliteyi hem de rekolteyi ciddi oranda artırdı. Konya Ovası'ndan yükselen biçerdöver sesleri, sadece bir hasat mevsimini değil, aynı zamanda ekonomik bir canlanmayı da müjdeliyor. Çiftçi, döktüğü alın terinin karşılığını tarlada dolgun başaklar olarak görmekten ötürü mutlu. Fakat tarladaki bu mutluluğun kalıcı olabilmesi, ürünün pazardaki değerine doğrudan bağlı.

Öte yandan her zaman söylediğimiz; "Üretmek tek başına yetmez; üretilenin değer bulması, çiftçinin toprağına sadık kalmasının en büyük teminatıdır."

Bugün tarım sektörünün önündeki en büyük engel, artan girdi maliyetleri ve borç sarmalı nedeniyle toprağına küsen üreticilerdir.

Bu yıl elde edilen yüksek verim, çiftçiyi borçlarından kurtarmak ve onları yeniden üretim çarkının içerisine dahil etmek için altın bir fırsattır.

Üretimden vazgeçen, köyünü bırakıp şehirlere göç eden çiftçinin yeniden toprağıyla buluşması ancak emeğinin karşılığını tam olarak alabilmesiyle mümkündür.

Değerinde satılan her kilogram buğday, çiftçinin bir sonraki ekim dönemi için umutla tohum serpmesini sağlayacaktır.

Küresel gıda krizleri ve dalgalanmalar net bir şekilde göstermiştir ki, tarımda kendi kendine yetebilen ülkeler geleceğin lider aktörleri olacaktır. Türkiye'nin dışa bağımlılıktan tamamen kurtulması, tarımsal üretimin "can suyunun" kesilmemesine bağlıdır.

Gübre, mazot ve tohum desteklerinin zamanında ve üreticiyi koruyacak düzeyde tutulması gerekir.

Taban fiyatların enflasyon ve maliyetler göz önünde bulundurularak, çiftçiyi mağdur etmeyecek şekilde belirlenmesi stratejik bir zorunluluktur.
Sonuç olarak üretmeden kazanamayız gerçeğinden yola çıkarak; ekonomik dar boğazlardan çıkmanın, enflasyonla mücadele etmenin ve toplumsal refahı artırmanın yegane yolu üretmektir. Bizler ithal ederek değil, üreterek zenginleşebiliriz.

Bu yıl kırmızı altın buğdayın tarlalarda yazdığı büyük öykü, hepimize çok önemli bir gerçeği hatırlatıyor. Toprak, ondan emeği esirgemediğimiz sürece cömerttir. Şimdi sıra, bu emeğe hak ettiği değeri vererek tarımın ve çiftçinin can suyunu kesintisiz kılmaktadır. Çünkü çok iyi biliyoruz ki; toprağı yaşatmadan insanı, üretmeden de geleceği inşa edemeyiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Nimet Dönmez Arşivi