Şule Acarer
GÖKYÜZÜNÜ OKURKEN KALBİ UNUTMAMAK
Artık günümüzde astroloji yükselişte. İnsanlar gezegenleri konuşuyor, retro takvimleri paylaşıyor, burçlar anlatılıyor. Gökyüzüne bakıyoruz. Ama çoğu zaman asıl soruyuda atlıyoruz: Kalbimize de bakıyor muyuz?
Bugün astroloji çoğu yerde bir “gelecek tahmin sistemi” gibi sunulmaya başladı. Oysa kadim geleneklerde gökyüzü, kaderi mühürleyen bir mekanizma değil; insanı kendine çağıran sembolik bir dildi.
Mevlânâ’nın Mesnevî’de sıkça hatırlattığı gibi, dışarıda aradığımız şey aslında içeridedir:
“Sen yıldızlara bakıyorsun, oysa yıldızların anlamı sende.”demiştir.
Astrolojinin en büyük yanılgısıda, onu kaderin yerine koymaktır. Asıl yanılgı burada başlar. Kur’an da bize çok açık bir çerçeve çizer. İnsan irade sahibidir. Seçer, yönelir, niyet eder ve karşılığını görür.
“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm, 39)
Bu ayet tek başına yeterince nettir. Eğer her şey gökyüzünde kesin olarak yazılı olsaydı, çabanın, duanın, tövbenin, niyetin ne anlamı kalırdı?
Astrolojiyi doğru yere koymak gerekir. O bir hüküm makamı değil, bir farkındalık aracıdır.
Gezegenler sadece işaret eder.
Gerçek astrolojide gezegenler “yaptırmaz”, “gösterir”.
Mesela Mars öfkeyi zorla yaşatmaz; öfkenin fark edilmesi gereken bir temaya dönüştüğünü anlatır. Satürn cezalandırmaz; sabrı ve sorumluluğu öğretir. Merkür iletişimi bozmaz; iletişime dikkat et der.
Tıpkı Mesnevî’deki hikâyeler gibi… Mevlânâ kimseye hazır cevap vermez. Hikâye anlatır. Sembol kullanır. İnsanı kendi içine döndürür.
Astrolojinin dili de böyledir. Simgeseldir. Yoruma açıktır. Bilgelik ister.
Ama biz ne yapıyoruz?
“Bu dönem kesin ayrılık var.”
“Şu transit gelince hayatın bitecek.”
“Bu burçlar asla anlaşamaz.”
Bu kesinlik dili ne astrolojidir ne de hikmettir. Bu, insanı edilgenleştiren modern bir korku üretimidir.
Kader mi, tedbir mi? derseniz..
İslamda çok güçlü bir denge vardır. Tevekkül ve tedbir. Toprağa tohumu atmadan yağmur bekleyemezsin. Önce ekersin, sonra semaya yönelirsin. Tevekkül budur. İnsan kendi payına düşeni yapar, sonucu Allah’a bırakır. Astroloji de böyledir; harita sadece gösterir.
Astrolojiyi bu cümleyle birlikte düşünürsek daha iyi anlayabiliriz. Haritaya bakabilirsin. Zamanlamayı görebilirsin. Ama hayatı gezegenlere teslim edemezsin. Çünkü insan olmak, sorumluluk almaktır.
Bugün astrolojiyi konuşurken asıl konuşmamız gereken şey belki de şu: Kendimizi ne kadar tanıyoruz?
Harita bize eğilimleri gösterir. Ama ahlakımızı göstermez. Transitler zamanlama verir. Ama niyetimizi belirlemez. Gökyüzü potansiyel sunar. Onu hayra mı şerre mi çevireceğimizi kalbimiz seçer.
Astroloji, kalpten koparıldığında boş bir hesap tablosuna dönüşür.
İnançtan, vicdandan ve sorumluluktan ayrıldığında sadece tahmin üretir.
Oysa hem Mesnevî hem Kur’an bize aynı şeyi fısıldıyor:
İnsan anlatılandan ibaret değildir. İnsan dönüşebilen bir varlıktır.
Gökyüzüne bakmak güzeldir.
Ama asıl marifet, kalbi de okumayı öğrenmektir.
Çünkü gökyüzü yönü söyler.
Yolu seçmek yine bize kalır.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.