Üretim ve pazar kıskacında ekonomik sürdürülebilirlik ekonominin en önemli köşe taşlarından biri…
Ekonomik döngünün kalbi iki ana kapaktan oluşur: Üretmek ve üretileni değerine ulaştırmak (pazarlamak). Bu iki dinamikten biri teklediğinde, ekonomik sistem sadece duraklamakla kalmaz, domino etkisiyle toplumsal bir krizin fitilini ateşler.
Üretimin olmadığı bir senaryoda kıtlık ve bağımlılık kaçınılmazken; üretimin olduğu ancak pazarın yetersiz kaldığı bir senaryoda ise büyük bir israf ve finansal çöküş kapıyı çalar. İşte bu iki temel sorunun mikro ve makro düzeyde yarattığı derin etkiler.
Bir ekonomide üretimin durması ya da yetersiz kalması, o toplumun temel yaşam mekanizmalarının felç olması demektir.
Arz yetersizliği ve enflasyon: Talep sabit kalırken arzın sıfırlanması veya azalması, fiyatları kontrolsüz bir şekilde yükseltir. En temel gıda maddelerinden endüstriyel ürünlere kadar her alanda "karaborsa" ve fahiş fiyat artışları görülür.
Üretemeyen bir ülke, ihtiyaçlarını ithalat yoluyla karşılamak zorundadır. Bu durum hem döviz rezervlerinin erimesine yol açar hem de ülkeyi ekonomik ve siyasi olarak dış dünyaya bağımlı hale getirir. Özellikle tarım ve gıda üretimindeki aksamalar, doğrudan bir gıda güvenliği ve milli güvenlik krizine dönüşür.
Öte yandan, üretim yoksa istihdam da yoktur. Fabrikaların kapanması, tarlaların boş kalması, atölyelerin kilit vurması demek, kitlesel işsizlik dalgaları demektir. Bu durum, özellikle genç nüfusun geleceğe dair umutlarını tüketerek toplumsal huzursuzlukları tetikler. Bir diğer taraftan baktığımızda pazar yeterli olmazsa emeğin ve sermayenin intiharı ile karşı karşıya kalırız.
Peki, diyelim ki tüm zorluklara göğüs gerdik; çiftçimiz tarlasını sürdü, sanayicimiz çarkları döndürdü ve ortaya muazzam bir ürün çıktı. Eğer bu ürünleri satacak yeterli, adil ve sürdürülebilir bir pazar bulamazsak ne olur?
Pazara ulaşamayan veya talep fazlası haline gelen ürün depolarda çürür, dalında kalır. Büyük emeklerle üretilen tonlarca gıdanın ya da endüstriyel malın heba olması, milli servetin israfıdır.
Üretici, üretim aşamasında tohum, gübre, enerji, işçilik ve makine yatırımı (traktör, akaryakıt vb.) için borçlanmıştır. Ürününü satıp nakde çeviremediği an borçlarını ödeyemez hale gelir. Bu durum üreticinin iflasına ve üretimden tamamen elini çekmesine neden olur.
Yani gelecek dönem üretiminin durması demektir.
Bu yıl ürettiği üründen zarar eden veya elinde kalan üretici, önümüzdeki yıl üretim yapacak sermayeyi ve motivasyonu bulamaz. Yani, bu yılın pazar yetersizliği, önümüzdeki yılın "üretim yokluğu" krizini doğurur.
Üretim ve pazar, birbirine sıkı sıkıya bağlı iki dişlidir. Sadece "üretelim" demek yetmediği gibi, üretmeden sadece "ticaret yapalım" demek de sürdürülebilir değildir.
Bugün gelinen noktada ekonomik kurtuluş, ne kadar üreteceğini bilmek (planlı üretim) ve üretileni hak ettiği değerle dünyaya sunabilmekten (stratejik pazarlama, lojistik ve markalaşma) geçer.
Tarımdan sanayiye kadar her alanda üretim planlaması yapılmalı, arz-talep dengesi gözetilmeli ve üreticinin pazar garantisi (kooperatifler, devlet destekleri, ihracat kanalları) güvence altına alınmalıdır.
Unutulmamalıdır ki; üretmeyen toplumlar tükenmeye, ürettiğini satamayan toplumlar ise fakirleşmeye mahkumdur.