Tarladan sofraya uzanan daralma çiftçinin yükü artıyor, traktörler küçülüyor!

Ortadoğu’da tırmanan gerilimler ve küresel ölçekteki jeopolitik belirsizlikler, Türkiye’deki tarım sektöründe son derece somut ve yakıcı bir gerçeklikle karşılık buluyor.

Ortadoğu’da tırmanan gerilimler ve küresel ölçekteki jeopolitik belirsizlikler, Türkiye’deki tarım sektöründe son derece somut ve yakıcı bir gerçeklikle karşılık buluyor.

Girdi maliyetlerindeki durdurulamayan tırmanış. Gübre ve akaryakıt başta olmak üzere temel üretim kalemlerinde yaşanan aşırı fiyat artışları, zaten zor bir süreçten geçen çiftçimizin omuzundaki en ağır yük haline geldi.

Enflasyonist baskı altında ezilen üretici, tarlasına döktüğü alın terinin karşılığını almakta her geçen gün daha fazla zorlanırken, elde ettiği kâr marjında da son derece ciddi bir sıkılaşma ve erime yaşanıyor.

Tarımda sürdürülebilirliğin anahtarı, üretimin kesintisiz ve verimli bir şekilde devam edebilmesindedir. Ancak girdi maliyetleri bu denli yüksek seyrederken, çiftçinin toprağında kalabilmesi, ekim yapabilmesi ve hasadı kaldırabilmesi adeta bir mucizeye dönüşüyor.

Çiftçinin tarladaki en büyük yardımcısı, adeta eli kolu olan traktör piyasasında yaşanan gelişmeler ise kırsaldaki bu ekonomik sıkışmışlığın en net ve tarafsız aynasıdır.

Tüm dünyada traktör ve tarım makinesi üreticileri, çiftçinin alım gücünü bir nebze olsun destekleyebilmek, makine parklarını yenileyebilmelerine imkân tanımak adına çeşitli finansman kolaylıkları ve destek paketleri sunmaya çalışıyor.

Mevcut ekonomik koşullar, yüksek faizler ve artan maliyetler karşısında bu adımlar ne yazık ki yetersiz kalıyor. Pazarın neredeyse yarı yarıya daralması, çiftçinin yeni bir yatırım yapacak, araç filosunu yenileyecek veya modern teknolojiye erişecek ekonomik takatinin kalmadığını açıkça ortaya koyuyor.

İşin daha da dikkat çekici ve düşündürücü tarafı, bu krizin imalat sanayine yansıyan biçimi. Traktör üreticileri, pazardaki alım gücünün düşmesi ve talebin zorunlu olarak yön değiştirmesi nedeniyle strateji değiştirmek zorunda kaldı.

İmalatçılar artık daha küçük, motor gücü düşük ve görece daha erişilebilir maliyetli traktör üretimine ağırlık veriyor. Tarlada kullanılan alet ve ekipmanların küçülmesi, aslında tarımsal ölçeğin, üretim kapasitesinin ve çiftçinin vizyonunun da zorunlu olarak geri çekildiğinin sessiz bir ilanıdır. Pazar paylarının hızla gerilediğini ifade eden sektör temsilcileri, tablonun vahameti konusunda uyarılarını sürdürüyor.

Unutulmamalıdır ki tarım, kendi içine kapalı tek bir sektörden ibaret değildir. Çiftçi üretmekte zorlanıp toprağından soğudukça, tarlasından her adım uzaklaştığında bu kırılma zincirleme bir domino etkisi yaratmaktadır.

Sanayiden lojistiğe, sanayi esnafından yerel tüccara, bankacılıktan gıda perakendesine kadar çiftçiyle doğrudan ve dolaylı bağlantılı olan tüm sektörler bu daralmadan payını almaktadır. Tarlada çarklar yavaşladığında, kentteki çarkların da aynı hızda dönmesi mümkün değildir.

Çiftçimizi yeniden toprağına bağlayacak, girdi maliyetlerindeki aşırı dalgalanmaları dengeleyecek ve tarımsal üretimi stratejik bir temelde güçlü kılacak bütüncül destek mekanizmalarının vakit kaybetmeksizin hayata geçirilmesi gerekiyor.

Bu adımlar artık sadece çiftçiyi koruma gayreti değil, aynı zamanda gıda güvenliğimizi ve ekonomik geleceğimizi teminat altına alma zorunluluğudur.

Traktörlerin küçüldüğü ve tarlaların boş kaldığı bir gelecekte, şehirdeki sofraların büyümesini beklemek gerçekçi bir yaklaşım olmayacaktır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Köşe Yazıları Haberleri