Son veriler, Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımlarla Türkiye’den yurt dışına giden doğrudan yatırımlar arasındaki makasın açıldığını ve iki büyüklük arasındaki farkın şimdiye kadarki en yüksek düzeye ulaştığını gösteriyor.
İlk bakışta bu tablo, yerli ve yabancı sermayenin yön değiştirdiğine dair endişeleri artırabilir. Ancak burada odaklanılması gereken asıl mesele, Türkiye’den çıkan sermayenin gelen sermayeyi aşmasından ziyade, ülkemizin neden yeterince uzun vadeli ve üretken yatırım çekemediğidir.
Türkiye’den dışarıya giden doğrudan yatırımların gelenleri aşması, tek başına yatırımcı güveninin tamamen bozulduğu anlamına gelmez; Türk şirketlerinin küresel pazarlarda aktör haline gelmesi biçiminde de okunabilir. Ancak bu durum, uzun vadeli sermayeyi çekme ve elde tutma kapasitemiz açısından göz ardı edilemeyecek kadar önemli bir uyarıdır.
Çünkü meselenin özü finansmanın kalitesinde yatmaktadır. Doğrudan yabancı yatırım (DYY), bir ülkeye sadece döviz sokmaz. Beraberinde teknoloji transferi, yeni istihdam alanları, üretim kapasitesi ve ihracat yeteneği getirir. Oysa cari açığın doğrudan yatırımlar yerine dış borçlanma ve portföy girişleriyle finanse edilmesi, ekonomiyi küresel faiz oranlarına ve sermaye akımlarına son derece duyarlı hale getirir.
Tam da bu noktada, sıcak paranın yarattığı illüzyona dikkat etmek gerekir. Sıcak para güvenilmezdir. Yüksek faiz cazipse gelir, risk algısı arttığında ise ürker ve hemen uzaklaşır. Başka bir yerde daha yüksek getiri imkânı doğduğu an arkasına bakmadan gider.
Sıcak para geldiğinde Türk Lirası’nı yapay şekilde değerli hale getirir, varlık fiyatlarını yükseltir ve piyasalarda finansal bir coşku havası yaratır. Ancak çıkmaya başladığında, tam aksi yönde ve aynı hızda yıkıcı bir finansal dalgalanmanın kaynağına dönüşür. Kısacası sıcak para iki ucu keskin bir bıçak gibidir; varlığı bir türlü, yokluğu başka bir türlü sorundur.
Türkiye’nin önündeki temel ödev, cari açığı daha fazla borçlanarak veya daha fazla sıcak para çekerek kapatmaya çalışmak olmamalıdır. Çözüm; üretken yatırımları artırmakta, yüksek katma değerli ihracat kapasitesini güçlendirmekte ve ülkeye kalıcı sermayeyi çekmektedir.
Ayrıca unutmamak gerekir ki mesele sadece ülkeye yeni yatırımcı çekmekten ibaret değildir. Mevcut yatırımları ve yerli sermayeyi ülke sınırları içinde tutabilmek, en az yeni yatırımları kazanmak kadar hayati bir önem taşımaktadır.
Güvenli, öngörülebilir ve üretimi destekleyen bir yatırım iklimi tesis edilmediği sürece, taşıma suyla dönen değirmenin çarkları bir gün durmaya mahkûmdur.