Refahı getiren kalkınma mı büyüme mi?..

Büyüme Rakamları Şişiyor, Mutfağın Yangını Büyüyor. Büyüyoruz Ama Kimin İçin?

Büyüme Rakamları Şişiyor, Mutfağın Yangını Büyüyor. Büyüyoruz Ama Kimin İçin?

Ekonomi yönetimleri yıllardır önümüze gururla aynı tabloyu koyuyor. "Ekonomimiz kesintisiz büyüyor!" Sayılar, yüzdeler, grafikler hep yukarıyı işaret ediyor.

Cumhuriyet tarihinden bu yana ortalama yüzde 5, son yarım asırda ise yüzde 4,6 büyüyen bir Türkiye var kağıt üzerinde.

Peki, sokaktaki vatandaşın cebine, tenceresine, hayat kalitesine yansıyan ne?
İşte tam da bu noktada iktisadın en temel ama en çok halı altına süpürülen sorusu karşımıza dikiliyor. Bölüşülmeyen büyüme, refah getirir mi? Yoksa asıl mesele "büyümek" değil de "kalkınmak" mıdır?

Gelin rakamların soğuk yüzünü bir kenara bırakıp hayatın sıcak gerçekliğine bakalım. Bir ülkenin GSMH’sinin (Gayrisafi Milli Hasıla) artması, yani büyüme, tek başına o ülkede yaşayan insanların daha mutlu, daha tok ve daha güvencede olduğunu göstermez.

Büyüme bir pastanın toplam boyutudur; kalkınma ise o pastanın ne kadar adil bölüşüldüğü, insanların eğitim, sağlık, barınma ve beslenme gibi en temel haklara ne kadar insanca ulaşabildiğidir.

Türkiye’de pasta büyüyor gibi görünse de dilimler giderek adaletsizleşiyor.

Metal-İş BİSAM’ın 2026 Ağustos verilerine göre dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 122 bin 217 lira seviyesine dayandı. TÜRK-İŞ’in bir önceki ay açıkladığı 120 bin 325 liralık sınır da bu acı tabloyu doğruluyor.

Türkiye’de ortalama hane gelirleri ve çalışanların genel ekseriyetinin asgari ücret veya buna yakın maaşlar aldığı göz önüne alındığında, 86,3 milyonluk ülke nüfusunun ezici bir çoğunluğu bugün "resmen" yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi veriyor.

Yani ekonomi büyürken, toplumun geniş kesimleri yoksullaşıyor.
Bu çelişkinin faturasını ise halk kredi kartlarına ve bireysel kredilere sarılarak ödemeye çalışıyor.

Nitekim bankacılık verileri acı tabloyu net bir şekilde özetliyor. 2026’nın sadece ilk altı ayında 1 milyon 116 bin 836 kişi borcunu ödeyemediği için yasal takibe düştü. 637 binden fazla insan kredi kartı, 835 binden fazla insan ise bireysel kredi cenderesinde sıkışıp kalmış durumda.

İnsanlar lüks içinde yaşamak için değil; gıda, barınma ve ulaşım gibi en temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için borçlanıyor ve günün sonunda yasal takiple yüzleşiyor.

Eğer bir ülkede büyüme rakamları rekor kırarken borç yüzünden icralık olanların sayısı milyonları buluyorsa; orada bir "kalkınma"dan değil, ancak "servet transferinden" bahsedilebilir.

Kalkınma; bir çocuğun beslenme çantasına yeterli gıdayı koyabilmektir.

Kalkınma; bir çalışanın ay sonunu icra korkusu olmadan getirebilmesidir.

Kalkınma; büyümenin getirdiği zenginliğin rantçılara değil, alın teriyle çalışan milyonlara insanca yaşam standartları olarak dönmesidir.
Sonuç olarak sadece büyüyen ama kalkınamayan bir ekonomi, toplumun sadece küçük bir kesimine refah, geri kalan devasa çoğunluğuna ise yalnızca borç ve yoksulluk getirir.

Türkiye'nin ihtiyacı olan şey kuru büyüme rakamlarıyla övünmek değil; insanı merkeze alan, adaleti sağlayan kapsayıcı bir kalkınma hamlesidir. Bu yolda ilerlersek insanımızın da refahı artacaktır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Köşe Yazıları Haberleri