Paranın yönü, çocuğun geleceği!..

Para hiçbir zaman tarafsız olmadı.

Para hiçbir zaman tarafsız olmadı. Nereye aktığı, hangi şirketi büyüttüğü, hangi teknolojiyi ölçeklendirdiği ya da hangi çürümüş iş modelinin ömrünü uzattığı her zaman bir tercihti.

Bugün "yatırım kararı" deyip geçtiğimiz şey, yalnızca şirketlerin borsa değerlemelerini belirlemiyor; yarın nasıl bir dünyada yaşayacağımızın mimarisini çiziyor.

Bugünün gerçeğini her zamankinden daha acı ve berrak bir şekilde yaşıyoruz. Çünkü tek bir krizle değil, her yanı saran çok boyutlu bir sistem krizleriyle karşı karşıyayız.

Son dönemde fon yatırımcılarının yaşadığı çalkantıları, buharlaşan milyarları hepiniz okuyorsunuz. Doğrudan bu finansal ağların içinde olmasanız bile ortaya çıkan devasa faturanın eninde sonunda vatandaşın, yani bizlerin sırtına yükleneceğini çok iyi biliyorsunuz.

Ortadaki miktarlar öylesine büyük ki, ülke ekonomisini kökünden sarsacak güçte. Ancak bugün, finans piyasalarının bu karmaşık ve kirlenmiş dünyasını bir kenara bırakıp, hepimizin hayatının tam merkezine, çocuklarımıza bakmak zorundayız.

Okul sıralarında derinleşen sessiz kriz!

Dün bir, bugün iki… Eğitim yılı daha yeni başladı. Ama daha ilk günlerde aldığımız haberlerle sarsıldık. İnsan sormadan edemiyor: Ne ara bir çocuk, arkadaşına öldürecek kadar kin besler hale geldi? Aylardır, yıllardır yaptığımız tüm uyarılara rağmen, "Okullarda güvenlik önlemleri artırılmalı" feryatlarına rağmen o silah o çocuğun eline nasıl geçti? Bunu anlamakta da kabul etmekte de zorlanıyoruz. Bu, birkaç süslü açıklamayla üzeri kapatılabilecek veya geçiştirilebilecek bir konu değildir!

Ancak mesele sadece okul kapısındaki güvenlikten ibaret değil. Okulların açılmasıyla birlikte asıl konuşmamız, yüzleşmemiz gereken çıplak bir gerçek var. Çocukların yaşadığı derin ekonomik kriz.
Konumuz, açık ve net bir şekilde: Çocuk yoksulluğu.
Çocuk yoksulluğu, bir hanenin ay sonunu getirememesi ya da geçici bir bütçe darlığı değildir.

Çocuk yoksulluğu, bir ülkenin gelecek kuşağını hangi koşullarda yetiştirdiğini, yarın nasıl bir toplum olacağını belirleyen doğrudan bir kalkınma meselesidir. Yeni eğitim yılının başlamasıyla birlikte bu kriz, süslü istatistiklerin arasından çıkıp tekrar okul sıralarına indi.

Bugün bir çocuğun "beslenme çantası", artık sadece sabah anneyle babanın hazırladığı bir öğün değildir. O çanta; gelir eşitsizliğinin, sınıfsal uçurumun ve sosyal adaletsizliğin okul bahçesinden içeri nasıl sızdığını gösteren somut, küçücük ama vicdanları yaralayan bir göstergedir.

Yan sıradaki arkadaşının çantası doluyken kendi çantası boş kalan ya da okula hiç beslenme götüremeyen bir çocuğun yaşadığı eksiklik duygusu, sadece karnını acıktırmaz; geleceğe olan inancını ve adalet duygusunu da zedeler.

Sermayeyi nereye yönlendirdiğimiz, kaynağı nereye harcadığımız tam da bu yüzden hayati önem taşımaktadır. Batan devasa fonları kurtarmaya, verimsiz projelere milyarlar akıtmaya kaynak bulabilen bir sistem; okuldaki bir çocuğa bir kap sıcak yemeği, güvenli bir sınıfı ve huzurlu bir geleceği çok görüyorsa, burada sadece ekonomik değil, ahlaki bir çöküş var demektir.

Yarının ekonomisini bugün verdiğimiz kararlar şekillendiriyor. Eğer bugün paramızı, imkânlarımızı ve irademizi çocuklarımızı korumaya, onları eşit ve insanca koşullarda yaşatmaya yatırmazsak; yarın ne büyütecek bir şirketimiz kalacak ne de sığınacak bir geleceğimiz.

Sessizce büyüyen bu krizi görmezden gelmeyi bırakıp, yüzümüzü okul sıralarındaki çocuklara dönmek zorundayız. Çünkü bir ülkenin gerçek değerlemesi, borsadaki rakamlarla değil, çocuklarının yüzündeki tebessümle ölçülür.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Köşe Yazıları Haberleri