Direksiyonda Sabırsızlık, Sokakta Cinnet…
Son zamanlarda Konya sokaklarında gezinirken ya da sabahları yerel haber sitelerine göz atarken içinizin daraldığını hissediyor musunuz? Eskiden "huzurun ve hoşgörünün şehri" olarak anılan bu kadim coğrafyada, şimdilerde adeta bir cinnet mevsimi yaşanıyor.
Trafik kazaları artık sıradan birer istatistik, "maddi hasarlı" birer aksilik olmaktan çıktı; ardı arkası kesilmeyen ölümlü facialara, geride kalan paramparça hayatlara dönüştü.
Nüfusu hızla artan, yoğun göç alan Konya’da yollar genişliyor, son model araçlar yollarda hız sınırlarını zorluyor; fakat ne hikmetse insanımızın tahammül sınırları tam tersi istikamette hızla daralıyor.
Peki, bize ne oldu? Direksiyon başındaki bu ölümcül acele, sokaklardaki bu vahşi öfke nereden besleniyor?
Altımızdaki araçlar lüksleştikçe, motor güçleri arttıkça sanki zamanı bükebileceğimizi sanıyoruz. Herkesin acelesi var, herkes bir yerlere "yetişmek" zorunda. Ancak bu telaşın sonu, çoğunlukla hiç varılamayacak menzillere çıkıyor.
Akıllı telefonların esiri olmuş, zihni bin bir dertle meşgul sürücülerin dikkat dağınıklığı artık hat safhada. Denetimler ne kadar sıkılaşırsa sıkılaşsın, kurallar ne kadar ağırlaştırılırsa ağırlaşsın; insan kendi içindeki "freni" patlattıktan sonra polis barikatları neye yarar? Trafik kurallarından önce, kendi kendimizi yönetme kabiliyetimizi kaybettik.
Mesele sadece yollardaki dikkatsizlik değil. Yaşadığımız bu cinnet halinin altında, ekonomik dar boğazın insan ruhunda yarattığı derin tahribat yatıyor. Borç batağına saplanmış, yarınını göremeyen, geçim derdiyle boğuşan bireyler en ufak bir kıvılcımla patlamaya hazır birer bombaya dönüştü. Alacak-verecek davaları artık mahkemelerde değil, sokak ortasında silahlarla çözülüyor.
Bireysel silahlanmanın ürkütücü boyutlara ulaştığı günümüzde, can almak hiç olmadığı kadar kolaylaştı. Evet, silah olmasa mutfaktaki bıçak da ölümcül bir alete dönüşebiliyor; ancak buradaki asıl sorun "enstrümanlar" değil, insanın en yakınını, eşini, dostunu katledecek noktaya nasıl geldiğidir.
Aile yapısı çatırdıyor, boşanma oranları rekor kırıyor ve ne yazık ki bu ayrılıkların ardını kanlı intikam sahneleri, parçalanmış hayatlar takip ediyor.
Bugün Konya’da ve aslında tüm ülkede yaşamlarımız maalesef pamuk ipliğine bağlı. Sokakta yol verme kavgasında, bir esnaf pazarında ya da aile içinde her an bir cinnet kurbanı olmak işten bile değil.
Toplum ahlakı ekonomik depremlerle birlikte temelinden sarsılırken, manevi değerlerin yerini bir "bencil kurtulma savaşı" almış durumda.
Bu gidişat bir kader olamaz, olmamalıdır.
Konya’nın sadece yollarını genişletmek, binalarını yükseltmek yetmez; bu şehrin insanının ruhuna, sabrına ve birbirine olan güvenine acilen yatırım yapılması gerekiyor. Aksi takdirde, her gün yeni bir acı haberle uyanmaya ve kendi yarattığımız bu kaosun içinde yavaş yavaş boğulmaya devam edeceğiz.
Kendimizi yönetmeyi, durmayı ve derin bir nefes almayı hatırlamak zorundayız. Çünkü hiçbir acele, bir insanın canından daha değerli değildir.