Aydınlar Ocağı'na Mehmet Aydoğan konuk oldu

Uluslararası Konyalılar Konfederasyonu Başkanı Mehmet Aydoğan Türkiye’nin en aksiyoner STK’sı olarak hizmetlerini Konya Aydınlar Ocağında anlattı.

Konya Aydınlar Ocağı’nın düzenlediği Selçuklu Salı Sohbetlerine bu hafta Uluslararası Konyalılar Konfederasyonu Genel Başkanı Mehmet Aydoğan konuşmacı olarak katıldı. İzmir’de yaşayan ve memleketi Konya ile ilgisini hiçbir zaman kesmeyip STK faaliyetleriyle tanınan Aydoğan hatıralarını anlattı, Ulusal ve Uluslararası Konya Misyonu ve Vizyonu üzerine görüş ve tespitlerini dile getirdi.

Konevi derneği salonundaki programın açılış konuşması yapan Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü öğrencilik yıllarından bu yana kültüre, vatana, sisteme damga vurabilmek, etki alanını artırabilmek için mücadele ettiklerini belirterek “Pek çok alanda eksik olduğumuzu fark ettik ve mesleki yoğunluk içinde eğitimle bunu tamamlayamayacağımız için konferanslardan, kültürel faaliyetlerden istifade ettik. 31 sene önce de Aydınlar Ocağınsda Salı Sohbetlerini başlattık ve hiç de aksatmadık ” dedi.

Tarihte iki yenilgisini Cezzar Ahmet Paşa ve Konyalı Koçbeker Ağa’dan alan ve bütün ideali Anadolu’yu, İstanbul’u alarak “Güneş Ülke Fransa’yı” tekrar ihya etmek olan Napolyon’un haritaya bakarak “Dünya tek devlet olsaydı ana gövdesi Türkiye, başkenti de İstanbul olurdu” dediğini hatırlatan Güçlü “Haritaya km bakarsa baksın, İstanbul dünyanın başkentidir, bunu kimse değiştiremez. Biz Konyalılar olarak ikinci, üçüncü derecedeki özelliğimi devam ettirmek derdindeyiz” diye konuştu.

Daha sonra kürsüye gelen Uluslararası Konyalılar Konfederasyonu Başkanı Mehmet Aydoğan Sivil Toplum faaliyetlerinin önem ve zorluğuna işaret ederek “Ben 19 yaşımdayken 1975’de sokaktan çocukları, kahvehane köşelerinden gençleri kurtarmak için Beyşehir Gönenspor kulübünü kurdum. 1985 yılında Ege Bölgesi Konyalılar Derneği’ni kurdum. 1996 yılında İzmir’de Konyalılar Kültür ve Yardımlaşma Vakfını kurdum” dedi.

Geçmişlerinin İzmir’de yüz yıldan fazla olduğunun altını çizen Aydoğan “1926’de ölen ve İzmir Karabağlar’da mezarı olan Beyşehirliler var. Çanakkale Savaşında topçu iki arkadaş İzzettin ile dedem Yusuf yoğun İngiliz saldırısı sırasında (Kalan, ölenin adını çocuğuna versin) diye kavilleşmişler. İzzettin orada parça parça olup şehit düşmüş, dedemin de de sol kolu parçalanmış. Yürüyen yaralı ve sağlamları gemiye alıp İngiltere’ye götürmüşler. Hastane koridorunda sıra beklerken gelen doktor yaralılara bakarak geçmiş. Sonra tekrar gelip, dedemin yüzünü kendisine çevirerek (Yusuf, sen değil misin?) diyor. Dedem de onu tanıyıp (Hocam, sen değil misin?) diyerek kucaklaşmışlar. Babamın sülâlesine (Seyit gil) derlerdi. Köyde bizim odamız varmış, varlıklıymışız. İngiltere’deki hastanede dedemin karşılaştığı o İngiliz doktor, köyümüzde ve civar köylerde imamlık, vaizlik yaparmış. Bizim odamızda kalmış, dedem bakmış. Düşünebiliyor musunuz; Kurutuluş Savaşından evvel İngiltere nasıl bir hesap kitap yapmış! Bir ülkeyi ele geçirmek için ajanlar yetiştirmiş, oranın dilini, dinin öğretip, orada imamlık yaptıracak seviyeye getirip köylere göndermiş. Bu dehşet verici bir şey. Ülke olarak bu konularda tedbirli olmamız lâzım. Asrılar evvel adamlar Türk Enstitüleri kurmuşlar. DNA’larımızı, zafiyetlerimizi biliyorlar” diyerek devam etti.

Dedesinin, o doktorun ilgisiyle tedavi edilip, Türkiye’ye gönderildiğini, gemi ile İzmir’e geldiğinde de yokluktan Konya’ya dönemeyip çolak koluyla limanda bir müddet hamallık yaptığını anlatan Aydoğan “Biraz para biriktirince Beyşehir’e gelmiş ama geçim zorluğu nedeniyle İzmir’ gidip orada hayatını sürdürmeye karar vermiş. Limanda, farklı yerlerde hamallık, kahvehane işletmeciliği derken kuru kahveci Ermeni ve Yahudilerin yanında çalışıp çolak koluyla olukta kahve dövmüş. Çalışkanlığına hayran kalan diğer esnaflar köyden başkalarını da çağırmasını istemişler. Böylece Gönen’den İzmir’e 15 kişi daha gitmiş. Kuru Kahveci ve baharat işi kapitülasyonlarda gayrimüslimlere verildiği için bizimkilerin dükkân açma hakkı yokmuş. Sonra Konyalı bir Vali gelince onunla görüşmüşler ve dükkân açmak istediklerini söylemişler. O vali durumu hükûmete yazı ile bildirmiş ve bir ay sonra (Türkler de kuru kahve ve baharat işi yapabilirler) diye cevap verilmiş. Böylece bizimkilerin bazıları patronlarına ortak olmuş, bazıları dükkânı devralmış. Ermeni ve Yahudiler de perakendecilikten toptancılığa geçmiş. Bizimkiler toptancılığa yükselince onlar ithalatçı olmuş. Benim amcamın oğlu halen kuru kahve işi yapar ve gemilerle Amerika’dan, Hindistan’dan kahve, baharat getirir ama yerinden bile alsanız; Yahudi sistemi kurmuş, Ortadoğu Distribütörlüğü adı altında payını alıyor” diyerek devam etti.

Beyşehir Gönen köyünden İzmir’de 950 hane bulunduğunun altını çizen Aydoğan “Birliğimiz beraberliğimiz devam ediyor. Kuru kahve ve baharat sektöründe de varlığımız sürüyor. Konya milletvekili Mehmet Keçeciler Devlet Bakanı, Genel Başkan Yardımcısı olduğ-u dönemlerde hem köyümüzle, hem İzmir’deki Konyalılar’la yakından ilgilendi destek verdi, asfalt yapılmasını sağladı. Biz de köyümüzün diğer ihtiyaçları için elbirliği yaptık. İlk dönem, spor kulübünde oynayan arkadaşlarımızın çoğu da önemli işadamı, vergi rekortmeni oldu” şeklinde konuştu.

Konya’nın ihtiyaçlarını dile getirmek için 1996 yılında Çağrı adıyla bir gazete yayınladıklarını ve doğalgaz başta olmak üzere pek çok konuyu burada gündeme getirdiklerini anlatan Aydoğan “KOP projesinin hayata geçirilmesi, Hızlı trenin gelmesi, Askerî Havaalanının sivil trafiğe açılması, Beyşehir Gölünün kurtulması, Sanayi Sitelerinin kurulması, Savunma Sanayine yön verilmesi gibi konuları gündeme taşıdık. 1991-92’de dergi çıkarıp, Huğlu ve Üzümlüdeki Silah fabrikalarına dikkat çekerek Savunma Sanayiinde bunlara iş verilmesini teklif ettik. Şimdi Savunma Sanayi yetkilileri oradan ayrılmıyor” diyerek devam etti.

Beyşehir Gölünü Milli Park ilân edilmesine dair girişimlerini dile getiren Aydoğan “Konya Milletvekili Ali Günaydın, bize Mehmet Keçeciler’den sonra en çok destek veren insandı. Beyşehir dernek Başkanımız Salih Aydemir göle dair hazırladıkları raporları bizimle paylaştıktan sonra Ali Bey’den bizi Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile görüştürmesini rica ettim. Bütün konya dernek Başkanlarımızla gittik. O sırada Kıreli kasabasının referandumla, Isparta’ya bağlanması da gündemdeydi. Bunun da, gölün suyunun tamamını Isparta’ya almak için Demirel’in bir plânı olduğunu söylediler. Ziyaretimizde (Size atfedilen, yakışıksız bir söz dolaşıyor) diyerek konuyu anlattım. Sayın demirel bana dolmakalem hediye ederken (Konya’da doğmamış ama memleketinin bütün meselelerine hâkim, bana rakamlar söylüyor. Bir de aba altından sopa gösteriyor) diyerek hem methetti hem de latifede bulundu. Taleplerimizle ilgili bütün yazıların altına da (Cumhurbaşkanına ve Dernek Başkanına bütün safahatta bilgi verilsin) diye de not ekledi” dedi.

Dernek ve Vakfı olarak bütün siyasi partilerle çalışmaları olduğunu örnekleriyle anlatan Aydoğan “Buna rağmen hiçbir siyasi partinin gölgesinde, bayrağının altında, arka bahçesi olmadık. Turgut Özal, Süleyman Demirel, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller; Alparslan Türkeş, Muhsin Yazıcıoğlu Vakıftan çıkmazdı. Ben birinin tarafı olsaydım, diğerleri gelmezdi. Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan parti kurarken, İzmir teşkilatını Konyalılar Vakfında oluşturdu. Emine Erdoğan geldiğinde, eşim bin kadını bir araya topladı” dedi.

Mehmet Keçeciler’in ANAP Genel Başkan adaylığı sırasında kendisini İzmir’e gelirken bin yüz araçlık konvoyla karşıladıklarını, 1994 seçiminde de Mesut Yılmaz’ın ısrarla kendisini Konak Belediye Başkan Adayı gösterdiğini hatırlatan Aydoğan “Rahmetli Burhan Özfatura’nın İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde ki sene Başkan Vekilliği yaptım. AK Parti’nin kuruluşunda Vakfımızın 22 asil ve 22 yedek yönetimindeki herkes kurucu oldu. Toplam 37 Belediye ve İl Genel Meclisi Üyesi bizim vakfımızdan çıktı. Ben Kurucu İlk Başkan Yardımcısı olarak evrakları Emniyet’e götürdüğümde Müdür, (Başkanım sen entelektüel bir adamsın. Yarın çoluğun-çocuğun asker polis olamaz) dedi. Vizyon budur; 25 senedir, eksiğine noksanına rağmen Türkiye’yi yönetiyor. Siyasi dengeleri çok iyi güttük” diyerek devam konuşmasını sürdürdü.

Konya Milletvekili ve Orman Bakanı vefa Tanır’ın kendilerini ziyareti sırasında, İzmir’in en büyük ormanlarını kurma teklifinde bulunduğunu, bu fikri memnuniyetle karşılayan Tanır’ın Gaziemir’de devasa yanmış araziyi Konyalılar Vakfına tahsis ettirdiğini ve 1992’den itibaren yüz binlerce fıstık çamı diktiklerini kaydeden Aydoğan “İzmir’in oksijenini bizim ormanlarımız üretiyor. Ayrıca Ege Orman Vakfı ile büyük çalışmamız oldu. TEMA Vakfı ile Bakırçay havzasında milyonlarca palamutu toprağa bıraktık. Konyalılar İzmir’in en büyük çevrecisi oldu” dedi.

Balkanların en büyük Tülay Aktaş Kanser Araştırma ve Kemik İliği Transplantasyon Hastanesinin Kurucusu ve Genel Sekreteri olduğunu hatırlatan Aydoğan “Her sene yaptığımız sema törenlerinin gelirini bu hastaneye aktardık. Kan tahlilleri büyük meblağlar ödenerek yurt dışında yaptırılıyordu. O cihazı bir hayırseverimize aldırdık ve kendimiz yapıyoruz. Anadolu’dan gelen hasta yakınları, arabada yatıyordu. Biz hastanenin yanına altmış yataklı hasta bakım evi, küçük bir otel yaptık. Şimdi askıda yatak uygulamamız var. 9 Eylül Üniversitesi bu hizmetimizi duyunca kendi Onkolojilerine de aynı bakım evini bizden istediler. Oraya da aynısını inşa ettik. Arkadaşlarımız 7-8 tane cami, aynı miktarda okul yaptırdı. Derslikler, hastanelere cihazlar aldık. Beş bin çocuğun sünnetini yaptırdık. Mehir Vakfı ile işbirliği içerisinde toplu düğünler yaptık. Bunları yaparken de Konya’yı başka memleketli ayırımı yapmadık. On binlerce öğrenciye kitap, kırtasiye, burs verdik. Bursu da, hemşeri ayrımı yapmadan veriyoruz. Türkiye’de hemşeri olmayana burs veren dernek/vakıf bizden başka kimse yok” diyerek sözlerini sürdürdü.

Çalışmalarına dair bilgiler aktaran Aydoğan “2005 yılında Bakanlar, valiler, generaller, rektör ve dekanlar, devletin üst kademelerinde görev yapmış yüz kişilik bilim heyeti oluşturduk. Yasalara giren yönetmelikler hazırladık. Uluslararası on üç hibe projesi yaptık. Mesela İngiltere krallığından aldığımız İnivatif Genç Lider Projesine bin 200 kişi müracaat etti, yüz kişi seçtik. Yurt içinden ve yurt dışından seçkin hocalar ders verdi. Mesela Hamza Dağ ve Cemal Bekle bu kursa katılanlardır. Dağ AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Bekle Merkez Karar’a atandı. 2006’da biz projeyi yaptık, ertesi yılı Avrupa Birliği İnivatif yıl ilan etti. İslâm Kalkınma Bankası ile meslek öğretme projesi yaptık. Türkiye’de Bakanlık Halk eğitimlerde bu projeyi uyguladı, Suudi Arabistan’ın bütün illerinde uygulandı.” diyerek konuşmasını sürdürdü.

İzmir-Konya arasında gönül köprüsü kurmak için bir grup insanı mavi trenle Konya’ya getirip gezdirdiklerini anlatan Aydoğan “Bu organizasyon çok büyük ses getirdi. CHP’li olarak bilinen bir televizyoncu yayında (Ben Konyalıları verdikleri oy nedeniyle eleştiriyordum. Konya’daki belediye hizmetlerini gördükten sonra Konya’da yaşamayı, hatta oy vermeyi bile düşünebilirim) diye konuştu. Şimdi insanlar İzmir’de Belediyelerin paçavrasını çıkarıyor. Konya’yı gören insanlar İzmir ile kıyaslıyor ve Konya’daki hizmetleri istiyor. Bizim bir şey söylememize gerek yok, insanlar kendisi değerlendirsin” dedi.

Gönül Köprüsü Projesini Türkiye Projesi haline getirmek üzere çalıştıklarını da kaydeden Aydoğan “Türkiye’nin en büyük Gönül Köprüsü Festivalini hazırlıyoruz. Kasım ayında Buca’da gerçekleştireceğiz. Tabanda halklar bir araya gelince Terörsüz Türkiye Projesine de çok büyük katkı verilmiş olacak. Konya Lobisi böyle oluşur. Bizim dışımızdaki insanların gönlüne girmek, onların bizi bir önder görmesi önemlidir; uzayan kol bizden olur” diyerek konuşmasını tamamladı.

Program sonunda Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü, Beyşehir Hüyük Derebucak Kültür ve Yardımlaşma Derneği Kurucu Başkanı Salih Aydemir ve Uluslararası Konyalılar Konfederasyonu Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Ulu günün anısı olarak Uluslararası Konyalılar Konfederasyonu Genel Başkanı Mehmet Aydoğan’a kitap ve belge takdim ederken, Aydoğan’da ailesi ve kendisinin hayatını da konu alan roman ile Vakfın yayınlarını Güçlü’ye hediye etti.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Kültür-sanat Haberleri