Çocukların artık 1 ve 2 yaşından itibaren dijital medyadaki içeriklere maruz kalabildiğini söyleyen Prof. Dr. Anlı, “Çocukların ebeveynleri teknolojik cihazlar değil, aile bireyleridir. Bu yüzden tüm aile bireylerine düşen görev, bu konuda sorumluluk almak ve elini taşın altına koymaktır” dedi.
Bursa Teknik Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gazanfer Anlı, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okullarda yaşanan olayların ardından, çocukların dijital mecralar ve oyunlarda maruz kaldığı içeriklerin etkisi hakkında ebeveynlerin süreci yönetmelerine dair açıklama yaptı. Şiddetin çok yönlü değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Anlı, “Şiddetin elbette ekonomik, sosyolojik ve psikolojik gibi pek çok boyutları var ve birçok açıdan ele alınması gerekir. Bunun yanı sıra istihbarat boyutu da vardır. Çocukların belirli ortamlarda, özellikle dijital medya kanallarında bir araya gelmeleri, burada örgütlenmeleri ve sonrasında bu tür olaylara teşvik edilmeleri gibi durumlar söz konusu olabilir. Bu teşvik bazen başkaları tarafından, bazen de kendi aralarında gelişebilir. Bugün daha çok bu konunun eğitim ve psikolojik boyutu merak edilmektedir. Bizler de bu boyutları incelerken daha spesifik düşünmek zorundayız. Yani hangi noktalarda, hangi çocuklar risk altındadır ve bu ortamlara nasıl yönlendirilmektedir? Bu soru oldukça önemlidir” diye konuştu.
‘BELİRTİLERİN ÜZERİ ÖRTÜLMEMELİDİR’
Çocuklardaki şiddet olaylarına ilişkin yapılan çalışma ve gözlemlerin bulgu ve sonuçları hakkında bilgi veren Prof. Dr. Anlı, “İncelemelere baktığımızda, sadece bugünkü olaylarda değil genel olarak birçok durumda risk altında olan çocukların belirli ortak özellikler gösterdiğini görüyoruz. Bu çocuklar bazı belirtileri zaman zaman sergilerler. Örneğin, bazen odalarına kapanırlar, girdikleri dijital ortamları ailelerinden gizlerler. Bunun yanında hem kendilerine hem de başkalarına karşı şiddet içerikli davranışlar sergileyebilirler. Bu belirtiler aslında önemli verilerdir. Okul ortamında öğretmenler, aile içinde ise ebeveynler bu durumları fark edebilir. Ancak önemli olan, bu belirtiler görüldükten sonra üzerinin örtülmemesidir. En kritik noktalardan biri budur. Çünkü herhangi bir davranışın ya da belirtinin üzeri kapatıldığında, ileride daha ciddi sorunların ortaya çıkma ihtimali artar. Bu durum sıkça gözlemlenmektedir. Bu belirtiler erken fark edildiğinde ve küçük önlemler alınarak ileride yaşanabilecek sorunların önüne geçmek mümkündür” ifadelerini kullandı.
'BENİM ÇOCUĞUM YAPMAZ' YAKLAŞIMI DOĞRU DEĞİLDİR'
Çocuğun davranışlarının değerlendirilmesinde ailelerin bilinçli olması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Anlı, şöyle konuştu:
“Bir çocuk herhangi bir şiddet davranışı göstermeye başladığında öğretmenler bunu fark edip genellikle okulun psikolojik danışmanına veya rehber öğretmenine yönlendirir. Bu süreçte ailelerin de bilinçli olması gerekir. ‘Benim çocuğum yapmaz’ ya da ‘Abartmayalım’ gibi yaklaşımlar doğru değildir. Çünkü her çocuk belirli koşullarda risk altında olabilir. Bunu şu şekilde düşünmek gerekir. Günümüzde dijital mecralar oldukça artmıştır. Eskisine göre çok daha fazla dijital platform ve oyun bulunmaktadır. Bu ortamlarda çocuklar iletişim kurmakta ve sohbet etmektedir. Ancak bu sohbetlerde kiminle iletişim kurdukları her zaman bilinmemektedir. Dışarıdan olumsuz etkiler söz konusu olabilir. Çocukları istismar etmeye çalışan kişiler, onları yönlendiren gruplar ya da illegal yapılar bu ortamlarda bulunabilir. Tüm bunları bütüncül olarak değerlendirdiğimizde, çocukların bu tür risklere maruz kalabildiğini kabul etmemiz gerekir. Bu durumda yapılması gereken, özellikle ebeveynlerin daha bilinçli ve dikkatli olmasıdır. Anne ve babaların çocuklarını belirli ölçülerde kontrol etmesi gerekir. Bazen, ‘Çocukları çok sıkmayalım, sürekli kontrol etmeyelim’ gibi görüşler dile getirilmektedir ancak burada önemli olan dengeyi doğru kurmaktır.”
‘SÜRE VE İÇERİK KONTROLÜ ÇOK ÖNEMLİ’
Dijital medya içeriklerinin çocukları küçük yaşlardan itibaren ciddi anlamda olumsuz etkileyebildiğini vurgulayan Prof. Dr. Anlı, “Bununla ilgili bilimsel çalışmalar da var ve kullanım yaşı da ciddi şekilde düştü. Bu sebeple bizim bu konuda yapmamız gerekenler var. Özellikle ilk etapta, çocuk ailede büyüdüğü için, ailenin gerçekleştirmesi gereken şeylerden biri kontroldür. Çünkü kontrol olmadığı zaman çocuklar birçok sosyal medya mecrasında veya oyunlarda gezinebiliyor ve burada çok ciddi zararlı içeriklere maruz kalabiliyorlar. Bu yüzden ailelerin öncelikle çocuklarını kontrol etmesi hangi içeriklere girdiklerini, neler yaptıklarını takip etmesi gerekir. Bunları çocuklarla konuşup zararlı olanların neden zararlı olduğunu anlatmaları ve faydalı içeriklere yönlendirmeleri önemlidir. Ayrıca süre kısıtlaması da yapılmalıdır. Çünkü çocuklara sosyal medyayı veya dijital cihazları verip sonrasında kontrol edilmediğinde, özellikle odalarına gönderildiklerinde ya da sakinleşmeleri için verildiğinde, ebeveynler hangi platformlara girdiklerini bilemez. Bu nedenle hem süre kontrolü hem de içerik kontrolü bizim için çok önemlidir” dedi.
'İLETİŞİMDE SEVGİ DİLİ KORUNMALI'
Ergenlik döneminde çocuklara ebeveynlerin nasıl yaklaşması gerektiğine de değinen Prof. Dr. Anlı, “Ergenlik dönemine girildiğinde çocukların denetimi daha da zorlaşır. Bu bilinen bir durumdur. Ergenlere yaklaşım daha yumuşak olmalıdır. Sert ya da çatışmacı bir dil kullanmak genellikle ters teper. Bu nedenle iletişimde sevgi dili korunmalıdır. İletişimi doğru kurmak da önemlidir. Sadece ‘Derslerin nasıl?’ diye sormak iletişim kurmak için yeterli değildir. ‘Benden istediğin bir şey var mı?’ ya da ‘Herhangi bir zorlukla karşılaşırsan ben buradayım’ demek çok daha anlamlıdır. Bu tür bir iletişim daha sağlıklı olacaktır. Çocukların ve ergenlerin ihtiyaç duyduğu ebeveyn tarzı ise daha çok demokratik ebeveynliktir. Bu, çocuğun her istediğinin yapılması anlamına gelmez. Yanlış yaptığı davranışlar düzeltilmeli, ‘Bu doğru değil, bunu düzeltmen gerekiyor’ denilmelidir. Doğru yaptığı davranışlarda ise teşvik edilmeli ve ‘Aferin, çok güzel, bunu yapmaya devam et’ şeklinde destek verilmelidir. Günümüzde bazı yaklaşımlarda çocuğun her istediğinin yapılması ya da ‘Aman üzülmesin’ düşüncesiyle sınır koyulmaması, çocuklarda aşırı benmerkezci bir tutumun gelişmesine neden olabiliyor. Bunun da doğru bir yaklaşım olmadığını belirtmek gerekir” diye konuştu.
‘ÇOCUKLAR İYİ YETİŞTİĞİNDE, TOPLUM İYİ BİR GELECEĞE SAHİP OLACAKTIR’
Dünya çapındaki çalışmalara bakıldığında özellikle 1 ile 3 yaş arasında ekrana maruz kalmanın çocukların iletişim ve bilişsel becerilerini ciddi olumsuz etkilediğini anlatan Prof. Dr. Anlı, "3 yaşına kadar, acil bir durum olmadıkça çocukların ekranlardan uzak tutulması gerektiğini tavsiye ediyoruz. Çünkü bu dönemde çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey ekran değil, yüz yüze iletişimdir. Çocukların ebeveynleri teknolojik cihazlar değil, aile bireyleridir. Bu yüzden tüm aile bireylerine düşen görev, bu konuda sorumluluk almak ve elini taşın altına koymaktır. Açıkçası ben tüm aile fertlerine bunu öneriyorum. Bu konuda hepimiz sorumluyuz ve çaba göstermemiz gerekiyor. Böylelikle çocuklarımızla olan iletişimimiz daha sağlıklı hale gelecek, etkileşimlerimiz daha iyi olacaktır. Sonuç olarak çocuklar daha iyi yetiştiğinde, toplum da daha iyi bir geleceğe sahip olacaktır” dedi.