Kapanan işyeri sayısı yüzde 8 arttı

Esder Konya Şube Başkanı Latif Işık, "TESK 2026 yılı Ocak-Temmuz dönemine ilişkin verileri, ülkemizin omurgasını oluşturan esnaf ve sanatkârlarımızın içinde bulunduğu ağır tabloyu bir kez daha bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştur" dedi

Esder Konya Şube Başkanı Latif Işık, Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu’nun 2026 yılı Ocak-Temmuz dönemine ilişkin verileriyle ilgili açıklama yaptı.

Latif Işık yazılı açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

"TESK verilerine göre, 2026’nın ilk yedi ayında açılan esnaf iş yeri sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 8,05 azalarak 169 bin 835’e gerilemiştir. Buna karşılık aynı dönemde kapanan iş yeri sayısı yüzde 8 artarak 71 bin 169’a yükselmiştir.

Her kapanan iş yeri; yıllarca emek vermiş bir esnafın hayalinin yarım kalması, ailesinin geçim kaynağının ortadan kalkması, yanında çalışan insanların işsiz kalması ve bir mahallenin, bir sokağın, bir çarşının ekonomik hayatının biraz daha zayıflaması demektir.

Açılan iş yeri sayısının azalması ise geleceğe dair umutların törpülendiğini göstermektedir.

Bugün esnafımızın yaşadığı problemler , malesef gelinen durum vurdum duymaz ekonomi bürokrasisinin ve siyasi iradenin eseridir.

Gelinen noktada esnafımız yüksek kira altında ezilmektedir.

Elektrik, su, doğalgaz, akaryakıt, personel, vergi, SGK ve diğer işletme giderleri her geçen gün artmaktadır.

Vatandaşımızın alım gücü düştüğü için esnafın satışları azalmakta; satışlar azalırken giderler yükselmekte; giderler yükselirken esnaf borçlanmak zorunda kalmakta; borçlanan esnaf ise yüksek faiz yükünün altında adeta nefessiz bırakılmaktadır.

Biz buradan açıkça ifade ediyoruz:

Esnafın meselesi krediye ulaşamamak kadar, ulaştığı kredinin faiz yükü altında ezilmesidir.

Bu bağlamda faizsiz bir borç verme modeline acil ihtiyaç vardir.

Bir esnafın dükkânını açık tutabilmek için sürekli borçlanmak zorunda bırakıldığı, borcunu kapatmak için yeniden borç aldığı, borcun faizini ödemek için yeni kredi kullandığı bir ekonomik düzen sürdürülebilir değildir.

Bu düzen, esnafı büyütmez.

Bu düzen, esnafı güçlendirmez.

Bu düzen, esnafı faize mahkûm eder.

Yıllardır ekonomik sıkıntılar karşısında esnafımızdan fedakârlık istendi.

“Biraz daha sabredin” denildi.

“Ekonomi düzelecek” denildi.

“Enflasyon düşecek” denildi.

“Faizler gerileyecek” denildi.

Esnafımız size güvendi sözünüze itibar etti. sabretti.

Dükkânını kapatmadı.

Çalışanının maaşını ödemek için kendi kazancından vazgeçti.

Vergisini ödemeye çalıştı.

SGK primini ödemeye çalıştı.

Kredisini ödemeye çalıştı.

Ama artık geldiğimiz noktada şunu söylüyoruz:

Denizin değil, kumun dahi bittiği bir noktadayız.

Esnafımızın dayanma gücü son sınırına gelmiştir.

Bu durum sadece esnafımız açısından değerlendirilmemelidir.

Çünkü esnafın cebinde para kalmadığında yalnızca esnaf zarar görmez.

Çalışan zarar görür.

Çiftçi zarar görür.

Üretici zarar görür.

Nihayetinde tüm toplum zarar görür.

Bizler Milli Görüş anlayışının temsilcileri olarak bu tablo karşısında yalnızca eleştiri yapmak için konuşmuyoruz.

Biz yıllardır çözümün ne olduğunu söylüyoruz.

Milli Görüş, ekonomiyi yalnızca faiz, kredi, borç ve finans rakamlarından ibaret görmez.

Milli Görüş ekonomisinin merkezinde insan vardır, üretim vardır, emek vardır, adalet vardır, paylaşım vardır.

Bizim anlayışımızda hükümetin görevi, vatandaşını borçlandırarak büyüme görüntüsü oluşturmak değildir.

Hükümetin görevi; üretimi desteklemek, esnafı güçlendirmek, sanayicinin önünü açmak, çiftçiyi ayağa kaldırmak ve alın terinin karşılığını alabileceği adil bir ekonomik düzen kurmaktır.

Üretmeden tüketen, borçlanarak büyümeye çalışan, faizi ekonomik sistemin merkezine koyan bir yapı sürdürülemez.

Faiz, özellikle küçük esnaf açısından yalnızca bir finansman maliyeti değildir.

Faiz; esnafın geleceğinden, ailesinin sofrasından, işletmesinin sermayesinden ve çocuklarının geleceğinden eksilen bir yük haline gelmektedir.

Bizim itirazımız, sermayeye değil; emeğin ve üretimin geri plana itildiği ekonomik anlayışadır.

Bir ülkede parasını faize yatıran kazanıyor, üretim yapan zorlanıyorsa;

Bir ülkede borç veren rahat ediyor, borç alan eziliyorsa;

Bir ülkede üretici maliyetlerle boğuşurken finans sistemi kazancını artırıyorsa;

Bir ülkede dükkânını açan esnaf ay sonunda zarar ederken faiz gelirleri büyüyorsa;

orada ekonomik düzenin yeniden sorgulanması gerekir.

Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla borç değil, daha fazla üretimdir.

Türkiye'nin ihtiyacı daha yüksek faiz değil, daha adil finansman sistemidir.

Türkiye'nin ihtiyacı esnafı kredi borcuna mahkûm etmek değil, esnafın kendi kazancıyla ayakta durabileceği bir ekonomik ortam oluşturmaktir.

Esnaf sadece bir ticaret erbabı olarak düşünülmemelidir.

Esnaf, bu ülkenin sosyal dokusudur.

Mahallede selam veren bakkaldır.

Sabah kepenk açan berberdir.

Çocuğunun okul masrafını kazanmak için dükkânında saatlerce çalışan ayakkabıcıdır.

Sanayide yağın, pasın içerisinde alın teri döken ustadır.

Küçük bir atölyede üretim yapan kardeşimizdir.

Pazarda tezgâh açan emekçidir.

Kepenk açarken “Bugün siftahımızı yapalım”

diye dua eden insandır.

Dolayısıyla bir esnafın dükkânının kapanması, sadece bir ticari işletmenin kapanması değildir.

Bir emeğin, bir hayalin ve bir ailenin ekonomik güvenliğinin sarsılmasıdır.

71 bin 169 kapanan iş yeri rakamına yalnızca bir istatistik olarak bakamayız.

Bu rakamların arkasında binlerce aile vardır.

Binlerce çocuk vardır.

Binlerce çalışan vardır.

Geride bırakılan binlerce borç vardır.

Binlerce yarım kalan hikaye vardır.

Buradan yetkililere çağrımız açıktır:

Esnafımız artık yeni yükler altında ezilmemelidir.

Vergi ve prim borçları için adil, uzun vadeli ve faizsiz yapılandırma modelleri oluşturulmalıdır.

Esnafın finansmana erişimi sağlanmalı; ancak bu finansman onu daha büyük bir faiz borcunun içine sürüklememelidir.

İşletmelerin kredi maliyetleri sıfırlanmalı ,üretim ve istihdam şartına bağlı faizsiz finansman imkânları yaygınlaştırılmalıdır.

Kira maliyetleri, enerji giderleri, personel maliyetleri ve vergi yükleri birlikte değerlendirilmelidir.

Esnafın sadece kredi kullanmasına değil, krediye ihtiyaç duymayacak kadar güçlü bir ekonomik ortamda faaliyet göstermesine imkân sağlanmalıdır.

Çünkü mesele yalnızca esnafa para vermek değildir.

Mesele esnafın para kazanabileceği bir ekonomik düzen kurmaktır.

Açıklanan rakamlar bize korku vermektedir.

Açılan işletmelerin sayısının azalması ve kapanan işletmelerin artması büyük endişe vermektedir:

Esnaf geleceğe güven duymamaktadır.

Yeni bir iş yeri açmak cesaret ister.

Sermaye ister.

Güven ister.

Gelecek beklentisi ister.

İnsanlar bugün yeni iş kurmaktan çekiniyorsa, bunun üzerinde ciddi şekilde düşünmek zorundayız.

Çünkü ekonominin gerçek nabzı sadece büyük şirketlerin bilançolarında değil, sabah kepenk açan küçük esnafın yüzünde okunur.

Eğer esnafın yüzü gülmüyorsa ekonomide ciddi bir problem var demektir.

Eğer sanayide çarklar yavaşlıyorsa problem vardır.

Eğer gençler kendi işini kurmaktan korkuyorsa problem vardır.

Eğer insanlar borçlarını çevirmek için borçlanıyorsa problem vardır.

Ve eğer esnaf “Bu ay kirayı nasıl ödeyeceğim?” diye düşünüyorsa artık rakamların ötesine geçip ekonomik düzenin kendisini sorgulamak

gerekir.

Eğer bir ülkede bankalar kâr rekorları kılıyorsa asil mesele burada demektir.

Türkiye'nin günü kurtaran ekonomik politikalara değil, uzun vadeli ve köklü bir ekonomik dönüşüme ihtiyacı vardır.

Bu dönüşümün temelinde;

üretim, istihdam, adalet, faizsiz finansman, güçlü esnaf, güçlü sanayi, güçlü tarım ve güçlü aile ekonomisi bulunmalıdır.

Bizler yüksek sesle diyoruz ki:

Esnafı borçlandırarak değil, üretimini artırarak büyütelim.

Faize mahkûm ederek değil, faizsiz finansman modelleriyle destekleyelim.

Vergi yükünü artırarak değil, adil bir vergi sistemi kurarak güçlendirelim.

İthalata bağımlı hale getirerek değil, yerli üretimi destekleyerek kalkınalım.

Paradan para kazananların değil, alın teri dökenlerin kazandığı bir Türkiye inşa edelim.

Çünkü biz inanıyoruz ki:

Bir ülkenin gerçek zenginliği bankalardaki rakamlar değil; fabrikalarında ürettiği, tarlasında yetiştirdiği, atölyesinde işlediği ve esnafının dükkânında helalinden kazandığı değerdir.

Bugün esnafımızın sesi duyulmalıdır.

71 bin 169 kapanan iş yerinin sesi duyulmalıdır.

Kepenk indiren ustanın sesi duyulmalıdır.

Borç batağındaki küçük işletmenin sesi duyulmalıdır.

Çocuğunun rızkını kazanmak için sabahın erken saatinde dükkânını açan esnafın sesi duyulmalıdır.

Ve biz bu sesi duyuyoruz.

Bu sesi duyurmaya da devam edeceğiz.

Buradan bir kez daha ifade ediyoruz:

Esnaf yalnız değildir.

Sanatkâr yalnız değildir.

Üreten yalnız değildir.

Alın teri döken yalnız değildir.

Bizim mücadelemiz; faiz düzenine, adaletsizliğe ve emeğin değersizleştirilmesine karşıdır.

Bizim hedefimiz; Adil Düzen'dir.

Bizim ekonomik anlayışımız; Milli Görüş'ün üretim, adalet, paylaşım ve faizsiz ekonomi anlayışıdır.

Ve bizim çağrımız açıktır:

Artık esnafın sabrını sınamayın.

Artık esnafın sırtına yeni yükler yüklemeyin.

Artık üreticiyi borçla, faiziyle ve yüksek maliyetlerle ayakta tutmaya çalışmayın.

Çünkü bugün geldiğimiz noktada;

Deniz değil, kum dahi bitmiştir.

Esnafımızın daha fazla bekleyecek gücü yoktur.

Türkiye'nin daha fazla günü kurtaracak politikaya değil, köklü bir ekonomik değişime ihtiyacı vardır.

Ve biz Esnaf ve Sanatkârlar Derneği Konya Şubesi olarak, esnafımızın, sanatkârımızın, üreticimizin ve alın terinin yanında olmaya; faizsiz, adil, üretime dayalı bir ekonomik düzen mücadelesini kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz." dedi

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Ekonomi Haberleri